YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

Yenilenebilir enerji kaynağı “Doğanın kendi evrimi içinde bir sonraki gün aynen mevcut olabilen enerji kaynağı” olarak tanımlanmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük özellikleri, karbondioksit emisyonlarını azaltarak çevrenin korunmasına yardımcı olmaları, yerli kaynaklar oldukları için enerjide dışa bağımlılığın azalmasına ve istihdamın artmasına katkıda bulunmaları ve kamuoyundan yaygın ve güçlü destek almalarıdır. Bir başka deyişle, yenilenebilir enerji kaynakları, ulaşılabilirlik (Accessibility), mevcudiyet (Availability), kabul edilebilirlik (Acceptability) özelliklerinin hepsini taşımaktadırlar.
Yenilenebilir enerji kaynakları, hidro, jeotermal, güneş, rüzgar, biyokütle,gel-git ve dalga olarak kabul edilen karbon nötr doğal kaynaklardan elde edilebilen ve insan zaman ölçeğinde doğal olarak yenilenen kaynaklarıdır.
Hidro-enerji ve barajlar, atmosferi kirleten zehirli gaz ve parçacık deşarjlarının olmaması, yenilenemeyen enerji kaynaklarıyla karşılaştırıldıklarında işletim maliyetlerinin azlığı, ayrıca tarım sektöründe kullanımları nedeniyle vazgeçilmez görülmektedirler.




BİYOYAKIT

Biyokütle kaynaklı enerji
üretimi için kullanılan organik ürünlerin dönüştürülmesiyle elde edilen bir yakıt
türü.

Biyoyakıt, organizmalardan
veya bu organizmaların metabolik süreçlerinden elde edilen petrol ve kömür gibi
fosil yakıtlara alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olarak
biliniyor.

Biyoyakıt türleri

Biyodizel, biyoetanol ve
biyogaz olmak üzere üçe ayrılıyor.

Biyodizel: Bitkisel
ve hayvansal yağlardan elde edilen, motorine alternatif veya motorinle birlikte
kullanılan bir biyoyakıt. Kolza, soya, aspir ve palm yağından
üretiliyor. 

Biyoetanol: Benzine
alternatif veya benzinle birlikte kullanılan, şekerli ve nişastalı ham maddeden
üretilen bir biyoyakıt. Tatlı sorgum, dallı darı, şeker kamışı, mısır, buğday,
şeker pancarı gibi farklı ürünler biyoetanol üretiminde ham madde olarak
kullanılıyor. Biyoetanol esas olarak nişastanın şekere, şekerin ise etil alkole
dönüştürülmesi ile elde ediliyor. Türkiye’de ağırlıklı olarak biyoetanol
üretimi şeker fabrikası artığı olan melas, buğday ve mısırdan yapılıyor. 

Biyogaz: Bitkisel
atıklar ya da hayvansal gübrelerden elde edilen kullanılabilir gaz olarak
tanımlanıyor. Yakıt olarak ısınma ve ısıtma şeklinde, motor yakıtı olarak,
doğal gaza katılarak, kimyasalların üretiminde ve yakıt pili olarak
kullanılabiliyor.

Biyoyakıt kaynakları

Kaynakları arasında
bitkiler, hayvan atıkları, ağaçlar ve gezginler artıklar gibi organik
malzemeler yer alıyor.

Avantajları

Fosil yakıtlardan üretilen
enerjiye göre çevre dostu bir enerji türü.

Benzin fiyatlarının
artması durumunda daha ucuz bir alternatif olarak görülüyor.

Dezavantajları

Biyoyakıt üretimi için
kullanılan tarım alanları ve gübreler gibi kimyasal maddeler, su kirliliği ve
toprak erozyonu gibi çevre sorunları yaratabiliyor.

Halk arasında “deniz salyası” olarak bilinen müsilaj, denizdeki biyolojik üretimin ilk basamağını oluşturan bitkisel planktonların (fitoplankton) aşırı çoğalmasıyla oluşuyor.

Süreç, planktonların deniz
suyuna sümüksü, şeffaf ve yapışkan bir organik madde salgılamasıyla
gerçekleşiyor.

Bu oluşum, deniz suyundaki
sıcaklık artışı, durağanlık ve başta azot ile fosfor olmak üzere kirlilik
artışı gibi üç temel çevresel faktöre dayanıyor. Denizlerdeki kirlilik, azot ve
fosfor yükünün artması, endüstriyel, tarımsal faaliyetler ile şehir atık
sularının yeterli arıtım yapılmadan denize deşarj edilmesi sonucunda meydana
geliyor.

Müsilaj, ciddi ekonomik
zararlara yol açarken, halihazırda zarar görmüş deniz ekosistemine ek yük
getirerek daha büyük tahribatlara neden olabiliyor. Ayrıca, düşük oksijen
seviyelerini daha da azaltarak balıkların, deniz canlılarının ölümlerine sebep
olabiliyor.




MÜSİLAJ

Halk arasında “deniz
salyası” olarak bilinen müsilaj, denizdeki biyolojik üretimin ilk
basamağını oluşturan bitkisel planktonların (fitoplankton) aşırı çoğalmasıyla
oluşuyor.

Süreç, planktonların deniz
suyuna sümüksü, şeffaf ve yapışkan bir organik madde salgılamasıyla
gerçekleşiyor.

Bu oluşum, deniz suyundaki
sıcaklık artışı, durağanlık ve başta azot ile fosfor olmak üzere kirlilik
artışı gibi üç temel çevresel faktöre dayanıyor. Denizlerdeki kirlilik, azot ve
fosfor yükünün artması, endüstriyel, tarımsal faaliyetler ile şehir atık
sularının yeterli arıtım yapılmadan denize deşarj edilmesi sonucunda meydana
geliyor.

Müsilaj, ciddi ekonomik
zararlara yol açarken, halihazırda zarar görmüş deniz ekosistemine ek yük
getirerek daha büyük tahribatlara neden olabiliyor. Ayrıca, düşük oksijen
seviyelerini daha da azaltarak balıkların, deniz canlılarının ölümlerine sebep
olabiliyor.




COP KAVRAMLARI

BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP), ilk kez
düzenlendiği 1995’ten bu yana farklı kavramları iklim literatürüne soktu.

Küresel ısınmanın her boyutu ile ele alındığı COP zirveleri 28 yıldır
dünyanın çeşitli kentlerinde gerçekleşiyor. 1995’teki ilk zirveden bu yana
düzenlenen yüzlerce toplantı doğrultusunda alınan kararlar sonucu çeşitli
kavramlar da literatüre girdi. O kavramlar arasında en çok kullanılanlar şu
şekilde:

Birleşmiş
Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)

İngilizcesi “UN Framework Convention on Climate Change (UNFCCC)” olan
ve Türkçede BMİDÇS şeklinde kısaltılarak bahsedilen sözleşme, Birlemiş Milletler
(BM) tarafından iklim değişikliği sorununa işaret etmek amacıyla geliştirilmiş
ilk önemli girişimlerden biri. 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda imzaya açılan ve 21 Mart
1994’te yürürlüğe giren Sözleşme’ye 2007 itibarıyla 192 ülke katıldı.

Türkiye, Sözleşme’ye 24 Mayıs 2004 tarihinde dahil oldu. BMİDÇS,
Sözleşme’ye taraf ülkeleri, sera gazı emisyonlarını azaltmaya, araştırma ve
teknoloji üzerinde işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını korumaya teşvik
ediyor.

Taraflar
Konferansı (COP)

İngilizcesi “Conference of the Parties (COP)” olan konferans
Türkçede de sık sık İngilizce kısaltılmışı olan “COP zirveleri”
olarak kullanılıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi’ne taraf ülkeler bu konferans kapsamında her sene dünyanın başka bir
ülkesinde bir araya gelip iklim değişikliğinin getirdiği sorunlar ve olası
çözümler üzerine kapsamlı müzakereler gerçekleştiriyor. İlk COP konferansı
1995’te Almanya’nın Bonn şehrinde yapılırken, taraf ülkelerin temsilcileri bu
yıl 28’incisi düzenlenen COP zirvesi için Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE)
Dubai kentinde bir araya geldi.

EK
ülkeler (Annex states) 

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi taraf ülkeleri
sanayileşmişlik düzeylerine göre iki gruba ayırıyor. Bununla birlikte
sanayileşmiş ülkeleri de ekonomilerine göre yine iki ayrı kategoride görüyor.

Bunlardan İngilizcesi “Annex – I” olan EK-1 ülkeleri bu
gruplardan biri ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü üyesi sanayileşmiş ve
aynı zamanda ekonomik geçiş sürecindeki ülkeleri kapsıyor. 

İngilizcesi “Economies in Transition” olan ve ekonomik geçiş
sürecindeki ülkeler kısaca EIT ülkeleri olarak da kullanılıyor ve bu ülke
grubu, Rusya’nın kendisini gelişmiş ülkelerden ayırma ısrarı üzerine
oluşturarak bir nevi gelişmiş ülkeler grubunda özel bir yere sahip olma isteği
sonucu doğdu. Türkiye de bir EIT ülkesi olarak EK-1 grubunda yer alıyor.

İngilizcesi “Annex – II” olan Ek-2 ülkeleri ise Ekonomik
İşbirliği ve Kalkınma Örgütü üyesi olan ve aynı zamanda EIT ülkesi olmayan
sanayileşmiş büyük ekonomileri temsil ediyor. Bu ülkelerin, gelişmekte olan
ülkelerin sözleşme kapsamında emisyon azaltma faaliyetlerini üstlenmelerini
gerçekleştirebilmeleri ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum
sağlamalarına yardımcı olmak için mali kaynak sağlamaları bekleniyor.

EK-1’de
yer almayan ülkeler (non-Annex 1 states)

İngilizce kullanımı ile “non-Annex 1 states” olarak ifade edilen
“EK-1’de yer almayan ülkeler” grubu Birleşmiş Milletler İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi taraf ülkeleri sanayileşmişlik düzeylerine göre
ayıran ikinci grup. Bu grupta yer alan taraflar ise genellikle gelişmekte olan
ülkelerden oluşuyor. Bu grubun içerisinde küresel ısınmanın sonuçlarına karşı
savunmasız birçok ülke yer alıyor. 

Öyleki bu grubun içerisinde yer alan 49 ülke ayrıca “En az Gelişmiş
Ülkeler” olarak kabul ediliyor. İngilizcesi “least developed
countries” olan özel grup sık sık metinlerde LDC olarak kısaltılmış
şekilde kullanılıyor. Bu özel grup, sözleşme tarafından iklim değişikliği ile
mücadelede en düşük kapasiteye sahip ülkeler grubu olarak görülüyor.

CMP ve
CMA toplantıları

COP zirvelerine ilişkin metinlerde en çok karşılaşılan iki kısaltma da CMP
ve CMA. CMP “Kyoto Protokolü Taraflarının Toplantısı Olarak Hizmet
Veren Taraflar Konferansı”nın kısaltması olarak kullanılıyor ve CMP
toplantıları da Kyoto Protokolü’ne taraf ülkelerin temsilcileri tarafından COP
zirveleri esnasında yıllık gerçekleştiriliyor.

CMA ise Paris Anlaşması taraflarının toplantılarının kısaltması olarak
kullanılıyor. Bu toplantılar da tıpkı CMP’ler gibi COP zirveleri esnasında
yıllık düzenleniyor.

Uygulama
Alt Grup Toplantıları (SB)

Yıllık gerçekleştirilen COP, CMP ve CMA toplantıları UNFCCC bünyesindeki
ana toplantıları oluştururken yılda iki kez de “Subsidiary Body” (SB)
olarak bilinen alt grup toplantıları düzenleniyor. Türkçede bu kavram sık sık
“alt organ toplantıları” diye de kullanılıyor.

Uygulama
Alt Grup Toplantıları (SBI)

Alt grup toplantılarından biri “Subsidiary Body for
Implementation” olan ve sık sık kısaca SBI olarak kullanılan Uygulama Alt
Grup Toplantısı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
toplantıları ve toplantının amacı Kyoto Protokolü’nün ve Paris Anlaşması’nın
uygulama ve değerlendirme süreçlerine destek olmak.

Bilimsel
ve Teknolojik Danışma Alt Grup (SBSTA)

İngilizcesi “Subsidiary Body for Scientific and Technological
Advice” olan ve sık sık kısaca SBSTA olarak kullanılan Bilimsel ve
Teknolojik Danışma Alt Grup toplantıları SBI’lar gibi yılda iki kez
gerçekleştiriliyor. SBSTA’lar da aynı şekilde Kyoto Protokolü’nün ve Paris
Anlaşması’nın uygulama ve değerlendirme süreçlerine destek olmayı amaçlıyor.

Ulusal
Uyum Eylem Programları (NAPA)

İngilizcesi “National Adaptation Programmes of Action” şeklinde
ve sık sık NAPA olarak kısaltmasıyla kullanılıyor. NAPA en az gelişmiş
ülkelerin değişikliğinin etkilerine karşı uyum konusunda gecikmemeleri için
2001 yılında Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda
En Az Gelişmiş Ülkeler Çalışma Programı kapsamında kabul edildi.

Ulusal
Uyum Planları (NAP)

İngilizcesi “National Adaptation Plans” şeklinde ve sık sık NAP
olarak kullanılıyor. Gelişmekte olan ülkeleri hedefleyen bu plan 2011 yılındaki
17. COP Zirvesi’nde kabul edildi ve çerçevesi; kırılganlıkların azaltılması,
uyumsal kapasitenin ve dirençliliğin artırılmasının yanı sıra iklim
değişikliği uyumunun yeni ve mevcut kamu politikalarına entegre edilmesi ve
özellikle kalkınma planları ve stratejilerine dahil edilmesi şeklinde
oluşturuldu.

Ulusal
Katkı Beyanı (NDC)

İngilizcesi “Nationally Determined Contribution” ve kısaca NDC
olarak kullanılıyor. NDC’ler Paris Anlaşması’na taraf ülkelerin sera gazı
emisyonlarını azaltmaya ve iklim etkilerine uyum sağlamaya yönelik iklim eylem
planlarını beyan etmesi anlamına geliyor. Taraflar bu beyanlarını her 5 yılda
bir güncellemek durumunda.

Küresel
Durum Değerlendirmesi (GST)

İngilizcesi “Global Stocktake” olan kavram sık sık GST olarak da
kullanılıyor. Bu ise Paris Anlaşması ile ülkelerin her 5 yılda bir
gerçekleştirdikleri Ulusal Katkı Beyanları üzerinden dünyanın iklim krizi
noktasında nerede olduğuna yönelik genel bir değerlendirmeyi tanımlıyor.

Kaynak:AA




YEŞİLAY CEMİYETİ BAŞKANI İLE BULUŞMA

Yeşilay Cemiyeti Başkanı ile Sepetçiler Kasrı’nda buluşarak bağımlılıkla ortak mücadele konusunu görüştük ve yapılabilecek rehabilitasyon çalışmalarını değerlendirdik.




ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASINA ÜYELİKTE 50. YIL

Orman Mühendisleri Odası, İstanbul şubesinin organize ettiği, Orman Mühendisleri Odasına üyelikte 50. yılını dolduran meslek mensuplarına yönelik programda, Orfamder Başkanımız Mehmet Irız meslek büyüklerimizi tebrik edip, hediyelerini teslim etti.




BİYOPESTİSİT

Biyopestisitler; zararlı organizmalar ve bakteriler,
mantarlar, virüsler, bitkiler, hayvanlar ve mineraller gibi doğal kaynaklardan
üretilen kimyasallara deniliyor.

Pestisit ne anlama geliyor?

Pestisit terimi kısaca pest (zararlı, haşarat) adı
verilen zararlı canlıları öldürmek için kullanılan madde demek.

Biyopestisit nedir?

Bitkisel üretim ve diğer ortamlardaki haşere
popülasyonlarını kontrol etmek için kullanılan sentetik kimyasallara bir
alternatif.

Biyopestisitler hangi alanlarda kullanılabiliyor?

Ticari yetiştiriciler, özel mahsul yetiştiricileri,
süs bitkisi yetiştiricileri veya hobi bahçecileri gibi alternatif bir
“zararlı yönetimi” yaklaşımı arayan herkes tarafından kullanılabilir.

Biyopestisitlerin çevreye etkileri neler?

Uygulamadan sonra birçok biyopestisit uzun süre
uygulama bölgesinde kalamayıp çabucak özelliklerini yitiriyor. Teknik
açıdan, çevrede “kalıcı olmayan” durumdalar. İnsanlara ve çevreye daha az zarar
veriyorlar.

Biyopestisitler ne zaman uygulanmalı?

Etkili olmak için biyopestisitler genellikle böcek
yaşam döngüsünün veya bitkinin hastalık evresinin doğru aşamasında
uygulanmalı. 

Sentetik pestisit nedir?

Tarım zararlılarının ürünlere zarar vermesini
engellemek amacıyla kullanılan koruyucular.

Biyopestisitlerin sentetik pestisitlerden farkı nedir?

Biyopestisitler sadece dar alanlarda zararlıları ve
hastalıkları hedef alırken, kimyasal böcek ilaçları hem zararlı hem de faydalı
geniş bir organizmayı öldürme eğiliminde.

Türkiye’de hangi biyopestisit türleri kullanılıyor? 

Türkiye’de yaygın olarak üç tip biyopestisit
kullanılıyor. Bunlar; mikrobiyal, semiochemical (yarı kimyasal) ve
non-konvansiyonel (geleneksel olmayan haşere kontrol ürünleri).

Kaynak:AA




OZON TABAKASI

Ozon tabakası, stratosferin üst kısmından bulunan ve Güneş’ten gelen
zararlı ışınların yeryüzüne temasını ve ulaşmasını engelleyen koruyucu bir
tabaka.

Oluşumu

İlk canlılar, oksijensiz solunum yapan canlılardı ve
bunun nedeni atmosferde serbest oksijen bulunmamasıydı. Sonrasında fotosentez
yapabilen canlılar ortaya çıktı ve solunum bir anlamda kabuk değiştirdi.
Fotosentez yapan canlılar su ve karbondioksiti kullanarak glikoz ve oksijen
üretmeye başladı. Böylece serbest oksijen oluştu ve bu serbest oksijenler
stratosfer tabakasında birikmeye başladı. Morötesi olarak adlandırılan ışınlar,
bu tabakada bulunan oksijen moleküllerine temas etti ve bu moleküllerin iki
oksijen atomuna bölünmesine yol açtı. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleri
ile birleşti ve böylece ozon tabakası adı verilen katman oluştu.

İşlevi

Stratosferde yer alan ozan tabakası Güneş’ten gelen
radyasyonun bir kısmını emiyor ve Dünya’nın yüzeyine ulaşmasını önlüyor.
Özellikle Güneş tarafından üretilen ultraviyole ışığının UVB yani ultraviyole
radyasyon bandı ismi verilen kısmını emiyor.

Nasıl deliniyor?

İnsan faaliyetleri sonucunda atmosfere karışan klor ve
kloroflorokarbonlar ozon ile tepkimeye girerek ozonun parçalanmasına neden
oluyor. Ozonun parçalanması sonucu stratosfer katmanındaki ozon miktarı
azalıyor ve bu duruma ozon incelmesi deniliyor. Kloroflorokarbon gazları
atmosfere deodorantlar, klimalar, buzdolapları, araba egzozları ve sera gazları
yoluyla yayılıyor.

Korumak için yapılabilecekler

– Yakın yerlere yürüyerek ya da bisikletle
gidilebilir.

– Toplu taşıma araçları daha sık kullanılabilir.

– Kloroflorokarbon ve hidroklorokarbon içeren
spreyleri kullanmaktan kaçınılabilir.

– Klor ve brom içermeyen temizlik ürünleri
kullanılabilir.

Kaynak:AA




KESTANE VE MANTAR ŞENLİĞİ

🍄🌰 Kestane ve Mantar Şenliği 🌰🍄

20 Ekim Pazar günü gerçekleştirdiğimiz şenliğimizde, doğayla iç içe muhteşem bir gün geçirdik. 🌿 Mantarlar konusunda bize rehberlik eden Öğr. Gör. Dr. HÜSEYİN AKKILIÇ ile ormanda çeşitli mantar türlerini keşfettik, heyecan dolu bir yürüyüş yaptık. Ardından mantarlarımızı pişirip, mangalda kestane keyfiyle günü taçlandırdık. 🌲🔥

Doğanın eşsiz huzurunu yaşamanın mutluluğuyla, içten bir heyecan ile gülümsemeye doyamadık.😊

Doğada detayı görmek, keşfetmek ve öğrenmek bambaşka! 🌿

https://www.instagram.com/p/DBZe_cuNXtE/