ORFAMDER “Orman ve Meslek” Buluşması

ORFAMDER’den “Birliğe Çağrı” Vizyonuna Tam Destek: “Geleceği, Köklerimizden Aldığımız Güçle Birlikte İnşa Edeceğiz”

​Orman Fakültesi Mezunları Derneği (ORFAMDER) ev sahipliğinde 13 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilen “Orman ve Meslek Buluşması” yapıldı.

Merhum Abdurrahim Karakoç’un şiirlerinin de okunduğu buluşmada Orman Fakültelilerin kardeşlik ve dayanışmasının geçmişten günümüze ve geleceğe uzanan serüveni hasbihal edildi.

Toplantıda, yaklaşan seçim süreci de değerlendirildi. Üye olmayan mezunların üye olmasının, seçim öncesinde üye olma tarihinin daraldığı hatırlatıldı.

ORFAMDER’in bu seçim döneminde de “Birliğe Çağrı” hareketinin kurucu değerler etrafında sürece tecrübesiyle destek vereceği ilan edildi.

Toplantıda; 1980’li yılların zorlu koşullarında atılan kardeşlik tohumlarının, bugün Orman Mühendisleri Odası’nda temsil edilen güçlü bir vizyona dönüşmesinin gururu paylaşıldı.

Hareketin tarihsel köklerine yapılan vurgunun sadece geçmişin yâd edilmesi değil, geleceğin inşası için de bir temel olarak görülmesi gerektiği hatırlatıldı.

​Zorlu Yılların Ruhu, Geleceğe Işık Tutuyor

​Toplantıda, hareketin bugünkü kurumsal kimliğine ulaşmasında, geçmişte büyük fedakarlıklarla yürütülen mücadelenin belirleyici olduğu ifade edildi. Öğrenci evlerinde ve fakülte koridorlarında “insan kazanma” odaklı başlayan, imkânsızlıklar içinde dahi dayanışmadan taviz vermeyen o samimi ruhun, bugün de yönetim anlayışının merkezinde olması gerektiği vurgulanarak, ​”adanmışlık ruhunun”, meslek örgütünün kurumsal ağırlığını taşıyacak en önemli güç kaynağı olduğunun altı çizildi.

​İstişare ve Ortak Akıl Ortak Değerimizdir.

​Elde edilen kazanımların sürdürülebilir olması için “kurumsal istişare” mekanizmasının önemi hatırlatıldı.

Meslek örgütlerinin gücünü, tabanla kurduğu gönül bağından ve ortak akıldan aldığı belirtilerek; genç meslektaşların beklentilerini karşılayan, teknolojik gelişmeleri teşvik eden ve sivil toplum duruşunu koruyan bir vizyonun benimsenmesinin önemi üzerinde duruldu.

“dostane uyarılar” ve “yapıcı yönlendirmelerin” her zaman olması gerektiği, bu duruşun, birlik ve beraberliği pekiştireceği ve hizmet kalitesini artıracağı kaydedildi.

​ORFAMDER, Seçim Sürecinde Aktif Olacak

​ORFAMDER, “Birliğe Çağrı” grubunun mesleki mücadelesine olan inancını tazeleyerek, seçim sürecinde aktif bir rol üstlenmesinin önemine değinildi.

Birliğe Çağrı” hareketinin sadece bir seçim ittifakı değil, bir değerler birlikteliği olduğu hatırlatılatıldı.

​”Birlikte Başardık, Birlikte Yürüyeceğiz”

​13 Aralık buluşması, meslek kamuoyuna güçlü bir güven mesajıyla sona erdi. Geçmişten bugüne omuz omuza yürüyen kadrolar, önümüzdeki dönemde de safları sıklaştırarak, mesleğin ve meslektaşın haklarını savunmak için “Birliğe Çağrı” nın kurucu iradesi bir STK olarak, istişare, vefa ve ikaz mekanizmalarının işletilmesi için sürece destek verileceği ilan edildi.




ORFAMDER’den Gazze İçin 10 Bin Fidanlık Umut Ormanı

Orman Fakülteliler Derneği (ORFAMDER) öncülüğünde, Filistine Destek Platformu, Orman Genel Müdürlüğü, Arnavutköy Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen programda 10 bin fidan, Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek amacıyla toprakla buluşturuldu. Ayrıca kısa bir süre önce uçak kazasında şehit düşen 20 askerimiz de anılarak, umut ormanında onlar adına fidan dikimi gerçekleştirildi. Etkinlik; ORFAMDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Irız, Uluslararası Kudüs ve Filistin Birliği Genel Sekreteri Munir Said, Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, Platform Başkanı Mehmet Güney ve çok sayıda gönüllünün katılımıyla gerçekleşti.

Alana kurulan atölyeler, grafiti çalışmaları, resim yarışması, çocuk etkinlikleri ve paydaş STK’ların stantları yoğun ilgi gördü. Gazzeli çocukların sahne aldığı halk oyunları gösterisi ise etkinliğe duygusal bir atmosfer kattı. Yarışmada dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi ve program toplu fidan dikimiyle tamamlandı.

ORFAMDER Başkanı Mehmet Irız: “Bu Topraklarda Fidanı Ancak İyi İnsanlar Diker”

Etkinlikte konuşan ORFAMDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Irız fidan dikmenin hem çevresel hem insani boyutuna vurgu yaparak şunları söyledi:

“Unutmayalım ki bu topraklarda fidanı ancak “iyi insanlar” diker. Her ağacın gölgesinde mutlaka iyi bir insanın izi vardır. Peygamber Efendimizin, ‘Kıyamet kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz’ buyruğu bugün Gazze’nin yaşadığı kıyameti hatırlatıyor. Ne kadar zor şartlar olursa olsun, yapılan hiçbir iyilik değersiz değildir. Bugün burada yaptığımız işi küçük görmeden, büyük bir görev bilinciyle yapıyoruz.”

Irız’ın bu sözleri, hem sahadaki çalışmanın hem de ORFAMDER’in taşıdığı insani sorumluluğun altını çizdi.

Munir Said: “20 Bini Çocuk, 80 Binden Fazla Şehidimiz Var”

Uluslararası Kudüs ve Filistin Birliği Genel Sekreteri Munir Said, Gazze’deki tabloyu şu sözlerle anlattı:

“Modern tarihin en büyük kuşatması ve soykırımı yaşanıyor. 80 binden fazla Gazzeli hayatını kaybetti; bunların 20 bini çocuk. İstanbul’da dikilen bu ormanla, Gazze’deki her bir çocuğun hatırasını yaşatmayı amaçlıyoruz. Her çocuk için bir ağaç dikiyoruz.”

Zafer Derince: “Gazze Yanıyor, Gönüllerimiz Yanıyor”

Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, fidan dikiminin sembolik önemini vurguladı:

“Gazze yanıyor, gönüllerimiz yanıyor. Bu acıyı unutturmamak için buradayız. Allah emeği geçen herkesten razı olsun.”

FDP Platformu Başkanı Güney: “Diktiğimiz Her Fidan Bir Umuttur”

Filistin’e Destek Platformu Başkanı Mehmet Güney, hem Gazze’de hem Türkiye’de verilen şehitlere değinerek şöyle konuştu:

“Gazze’de yaşanan soykırımı içimizde hissetmek zorundayız. Diktiğimiz her fidan bir umudu temsil ediyor. Bu zulmü yapan Siyonist topluluğa karşı ‘Umudumuz burada, dimdik ayakta’ diyoruz. Bu fidanlar bizim sessiz ama en gür haykırışımızdır.”

Bu anlamlı etkinlik, ORFAMDER’in çevreyle insanlık vicdanını buluşturan güçlü duruşunun bir tezahürü olarak kayıtlara geçti.




YEŞİLAY CEMİYETİ BAŞKANI İLE BULUŞMA

Yeşilay Cemiyeti Başkanı ile Sepetçiler Kasrı’nda buluşarak bağımlılıkla ortak mücadele konusunu görüştük ve yapılabilecek rehabilitasyon çalışmalarını değerlendirdik.




ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASINA ÜYELİKTE 50. YIL

Orman Mühendisleri Odası, İstanbul şubesinin organize ettiği, Orman Mühendisleri Odasına üyelikte 50. yılını dolduran meslek mensuplarına yönelik programda, Orfamder Başkanımız Mehmet Irız meslek büyüklerimizi tebrik edip, hediyelerini teslim etti.




KESTANE VE MANTAR ŞENLİĞİ

🍄🌰 Kestane ve Mantar Şenliği 🌰🍄

20 Ekim Pazar günü gerçekleştirdiğimiz şenliğimizde, doğayla iç içe muhteşem bir gün geçirdik. 🌿 Mantarlar konusunda bize rehberlik eden Öğr. Gör. Dr. HÜSEYİN AKKILIÇ ile ormanda çeşitli mantar türlerini keşfettik, heyecan dolu bir yürüyüş yaptık. Ardından mantarlarımızı pişirip, mangalda kestane keyfiyle günü taçlandırdık. 🌲🔥

Doğanın eşsiz huzurunu yaşamanın mutluluğuyla, içten bir heyecan ile gülümsemeye doyamadık.😊

Doğada detayı görmek, keşfetmek ve öğrenmek bambaşka! 🌿

https://www.instagram.com/p/DBZe_cuNXtE/




ORMAN FAKÜLTELİLER DERNEK BAŞKANIMIZIN KALEMİNDEN, FİLİSTİN DAVASI VE MAVİ MARMARA

Toplumda yeterli ölçüde iz bırakan ve geniş kitlelere yayılan her sosyal kuvvet, fizikte olduğu gibi kuvvet yönünde hareketi başlatır. Toplumsal karşılığı olan her niyet ve girişim kabule ve sonuca ulaşır. Zaman, mekan ve insan üçlüsü uyum sağladığında, toplumsal değişim, tahayyülün ötesinde gerçekleşir. 10 şehidimizin ve onlarca gazimizin olduğu Mavi Marmara vakıası, Davos çıkışının ardından Filistinlilerin kaderi açısından, tabiri caizse milat olmuştur. O güne dek, Gazze halkı yalnızlığa terkedilmişti, Gazze’nin seçilmiş siyasi yönetimi Hamas terörist olarak anılır durumdaydı. Amerika’da, İsrail’de değil, yaşadığımız toplumun içinde dahi halklar Haması terörist biliyordu. Çünkü, seküler yayın organlarının yanında, Müslümanlık iddiasında olan, o zamanlarda tehlikesi herkesin malumu olmayan fetö terör örgütünün gazetelerinden zaman gazetesi gibi mütedeyyin Müslümanlara hitap eden ve trendi olan yayınlar, terörist yakıştırmalarını hunharca sarfediliyordu. Hamas, Gazze’de çok özel bir değişimle iktidar olurken, İsrail ve Filistin kurtuluş örgütü tarafından hunharca ve orantısız hedef alınmaya çalışılıyor, ambargo ve saldırılara maruz kalıyordu. Herşeye rağmen Gazze halkının İsrail zulmüne karşı, Haması bir kurtuluş hareketi bilmesi, bu siyasi ve askeri oluşumu başarılı kıldı. Tüm baskılara rağmen, başarılı bir yönetimi hazmedemeyen ve istikrardan korkan siyonist İsrail, 2008-2009 yıllarında Furkan savaşı esnasında Gazzeye yoğun bir şekilde saldırdı, yasak olan bombalar kullanıldı. Hastaneler okullar yerle bir edildi. Savaş hukukuna, BM kararlarına muhalif bir tavırla zalimliğin zirvesini dünyaya göstermiş oldular. Sonrasında uzun bir ambargo süreci başladı. İnsanlar açlığa terkedildi. İsrail yaptırımlarından çekinen Mısır devleti ve siyonist İsrail, Gazzeye ulaşan tüm kapıları kapatarak, Gazze’yi açık hava hapishanesine çevirmişti… Dünyanın gözü önünde, insanlık katlediliyor. Yaralılara, hastalara ilaç, pansuman malzemesi ulaşmıyordu. 21. yüzyılda Gazze de İnsanlar, açlık, susuzluk gibi durumlarla boğuşuyordu…
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66
Bir Müslüman olarak en çok rahatsız olduğum husus, çaresizlikti. Bir dertlenme, bir gayret, bir hedef, bir sebep peşindeydim. Elhamdülillah ki, Gazzelilerin bu çaresizliği vicdan sahibi bir topluluğun hareket etmesine neden olmuştu. Tüm yolların kapandığı bir süreçte, hukuken ve fiilen sadece deniz yolunun açık olduğunu değerlendirerek, dünyanın çeşitli ülkelerinden gönüllü girişimlerle 10’a yakın gemi, Gazzeye doğru yola çıkacaktı. Türkiyeden dahil olacak 3 gemi vardı. 2 tanesi yük gemisi, bir diğeri de, daha önce adalara sefer yapan, yaşı itibariyle satışa çıkarılan ve uluslararası yolculuğa uygunluğu tartışılır bir gemi olan Mavi Marmaraydı…
Organizasyon duyuruya çıktıktan kısa bir süre sonra, dünyada yankı bulmaya başlamıştı. İsrail, gemileri bombalamakla, batırmakla tehdit ediyordu. Gemiye dahil olacak, toplumda lider rolü olan Bahattin Yıldız abi de, geminin kalkacağı tarihten 15 gün önce, bir uçak düş(ürül)mesi sonucu şehid edilmişti.
Gemiye katılmak isteyen millet vekilleri son anda vazgeçirilmiş ve dünyada gerilim bir hayli yükseltilmişti. Tüm bunlara rağmen, şehadet bilinci ile Gazze deki Müslüman kardeşleri için gerekirse kurban olmaya hazır ve istekli bir topluluk yola koyulmuştu…
Gemiye binerken, adeta Çanakkale cephesine gönderilen askerler gibi, vatandaşların yanlarında getirdiği sarmalar, dolmalar, börekler, çeşit çeşit yemekler meselenin kıymetini ve duygusunu arttırıyordu.
Mavi Marmara yolculuğunun konusu, türküleri, ezgileri hep şehadet konulu olmuştur. Geminin herhangi bir yerinde karşılaşan insanlar, bir birlerine sen şehid gibi bakıyorsun, Allah mübarek etsin gibi latifelerde bulunurdu. Farklılıklara rağmen Türkiyede çokca gördüğümüz meşrep kavgalarının zerresi dahi yaşanmadı. İstikameti ve hedefi güçlü olanların detayda kavgası olmuyor. Aslan kuş kovalamıyor. İzzet, gündemimizin kalitesini arttırıyor. Allah, emrine tabii olmuş bir topluluğa vahdeti ikram ediyor…
İki meselede heyecan taşıyorduk. Bir tanesi, 3 dakikada gemiyi ele geçireceğini iddia eden İsrail askerlerine karşı direniş, diğeri ise, Gazzeli kardeşlerimizle musafaha edeceğimiz buluşma anları…
Ve İsrail saldırılarının yakınlaşacağı haberlerini alıyoruz. Etrafımızda savaş gemileri görünüyor. Uluslararası sulardayız ama İsrailin hukuk tanımayacağını biliyoruz. Bir takım hazırlıklar daha yapıyoruz. Gemiye inmek isteyecekleri helikopter ve gemiye çıkmak isteyecekleri zodyak botlara karşı önlemler geliştirip görevlendirmeler yaptık. Binbir türlü silah ve teknolojiye sahip askerlere karşı, elimizde, ekmek kesmek için kullanılan iki adet bıçak dışında hiç bir silah yok…
Uluslararası sulardayız, gemi kendimizin ve gemide suç unsuru hiçbirşey yok. Sadece, ambargoya maruz kalmış, ihtiyaçlı Gazze halkı için ilaç ve yardım malzemeleri var. Sonuna kadar haklı durumdayız. Direneceğiz ve gemimizi siyonist, faşist ve zalim İsrail askerlerine teslim etmemeyeceğiz… Hepsinden de öte, Gazze halkının direncini kıracak bir çaresizlik ortaya koymamalıydık. Pes etmek, direnmemek, teslim olmak Gazze’nin direnişini yalnızlaştıracaktı. O sebeple imkanlar tükenene kadar direniş ortaya koyulacağına ahd edildi. Paspas ve süpürgelerin sapları çıkarıldı, geminin metal su tesisat boruları kesildi ve direnişçilerin elinde savaşacakları birer sopaları oldu. O vakte kadar gemide tüketilen maden sularının şişeleri çuvallara doldurulup, botları püskürtmeye yarayacak malzeme olarak heybelere konuldu. Somun, civata ne varsa direnişin bir parçası oldu…
Kürt kardeşlerimin direniş kültürünü yakinen gördüm. Cesur, kararlı ve bilinçlilerdi. Helikopterden inecek ilk askerleri ağırlıkla Diyarbakırlı ve çevre illerden kardeşlerimiz karşılamaya talip oldular. Sonradan hidayet bulmuş, emekli asker Oğuz amcamız, olası saldırı tiplerine karşı direnecek mücahitleri bilinçlendiriyordu.
Gemide, Türkiye vatandaşı olmayan ve farklı dinlere mensup aktivistler de vardı. Onlara görev verilmedi ve en korunaklı yerlerde misafir edilmesine karar verildi.
Karanlığın yerini aydınlığa bırakmaya başladığı vakitlerde, bir sabah namazı esnasında, siyonist İsrail askerleri tüm savaş argümanlarıyla gemiye saldırı düzenlemeye başladı. Sözde eğitimli komandoları ile 3 dev helikopterler ve yaklaşık 30 zodyak botlar ile gemiye çıkartma yapmaya çalıştılar. O esnada, 3 savaş gemisi ve keskin nişancılar da saldırıya dahil oldular. İlk gelen helikopterden geminin en üst alanına inen askerleri, doğulu arkadaşlarımız paketleyip, alt kattaki güverteye ve denize fırlattılar. Kenardan gemiye yanaşan ve tırmanmak için kancalı halat fırlatan zodyaklara maden suyu şişeleri şifa oldu. Şişeleri bomba zannedip, sözde özel eğitimli askerlerin kaçışması görülmeye değerdi. Vileda sapı ile, üstünde 5 ayrı özellikte silah bulunduran askeri dövmek unutulmaz anılar arasında kaldı. 3 askeri esir aldık. Aslerlerden ikisi yaralıydı. Bir tanesinin yarası yoktu ama onun durumu diğerlerinden çok daha kötüydü. Yaşadığı korku, bağırsaklarındaki direnci kırmış ve altına yapmıştı. 3 dakikada gemiyi ele geçireceğini iddia eden, İsrail donanması, direnişimiz karşısında tam manasıyla afallamıştı. Kontrolü kaybeden İsrail yönetimi, bu sefer gemiye girmeden, etraftaki savaş gemileri, helikopterler ve botlardan silahlarla yoğun bir saldırı başlattılar. Yukarıda görevli tüm kardeşlerimizi helikopterlerle tarayarak kurşunladılar. Kimisi şehit oldu. Kimisi de ağır yaralandı. Etraftaki şavaş gemisi ve botlardan geminin güvertesinde yer alan insanları ve güverteye çıkış kapılarını kurşunlamaya başladılar. İsrail ordusu tam bir cinnet hali yaşadı. Bir çok hususta mağlubiyet yaşadılar. Örneğin, gemide 24 saat canlı yayın yapılıyordu. Radyoaktif dalgalarla yayını engellediler ve öyle saldırdılar. Görüntü engellenince istedikleri gibi saldırıp, yazdıkları senaryoyu dünyaya servis edeceklerdi. Terörist diyeceklerdi. Silahları vardı. Vs vs… Her zaman yaptığını yapacaktı. Fakat öyle olmadı. Yedek frekansla tekrar canlı yayına bağlanınca, siyonist İsrailin yaptığı zalimlik ve hukuksuzluk tüm dünya tarafından en şeffaf haliyle seyredilmiş oldu. İstedikleri gibi gemiye girmeyi başaramayan askerler, karizmayı kurtarmak için cinnet haliyle kontrolsüz saldırı yapınca, bir çok şehidimiz ve yaralımız oldu. İsrailin kullandığı silahlarda bir detay daha vardı. Mermi, sert bir cisme çarpınca yeniden patlıyordu. Dolayısıyla kemikleri paramparça olmuş onlarca yaralımız vardı. Rabbimizin lutfu, gazilerimizden sonrasında sakat kalan olmadı…
Yaralıların sayısının artması, kaptan köşküne girilip kaptanın bebeğini kaçırmaları, güverteye çıkan kapılara etraftaki gemi ve botlardan kurşun yağdırılması gibi bir çok sebeple, direniş için şartların tükendiğine kanaat getirildi ve teslim olunması kararı alındı. Elimizdeki üç rehineyi verip, kontrollü bir şekilde teslim olmuştuk. Teslim olma sürecinde önce mallarımız gaspedildi. Sonra arkadan kelepçe bağlanıp saatlerce çeşitli işkencelere tabii tutulduk. Yaklaşık 1 gün süren işkencenin ardından, Aşdod limanına yanaştık. Limanda bir grup siyonist, bayram havasında sevinçleriyle ve bel altı görüntülerle Müslümanları aşağılamaya gelmişti. Birde Türkçeyi çok iyi konuşan ve Türkiyede yetiştikleri çok net olan görevliler bizi karşıladı. Sorgu sürecinde yanıltmak ve yanlış beyanları almak için ellerinden geleni yaptılar. Limandaki sorgunun ardından kapalı kabin, demirden koltukları olan ve işkence için kullanılan bir araç ile Berşevadaki, masum ve mazlum Filistinliler için hazırlanmış yeni hapishaneye götürüldük. Hapishanenin girişinden, kalacağımız kısma kadar 10 larca dakika yolculuk yaptığımız dev bir hapishaneydi. Hücrelere atıldık. Benim yanımda bir Endonezyalı vardı. Adı Zikrullah. Çok güzel Kuran okuyan, zahid, abid ve takvalı bir müslümandı. Onunla hapis hayatı iyi olacak gibiydi. Memnun oldum. Beraber mahrec eğitimlerine başladık. Hapishaneye alışmaya çalışıyorduk. Çünkü, dünyanın bizden haberi olduğu hususunda en ufak bir fikrimiz yoktu. Çok uzun süreler hapishanede kalacağımıza ve akıbetimizin belirsizliğine kendimizi inandırmaya çalışıyorduk.
İsrailliler, öğrenci gruplarına iftihar ile tutukladıları Müslümanları göstermek için turlar düzenliyorlardı. Bir keresinde gelen bir grup öğrenci avluda gülerek dolaşırken, yanlışlıkla olsa gerek, biri mahkumların otomatik olarak açılan kapıları açma düğmesine bastı. Avluya doğru çıkan dava arkadaşlarımızdan korkan İsrailliler nereye kaçacaklarını bilmeyip sağa sola kaçışmaya başladılar. Üstlerinde hiç birşey bulunmayan, uzun süre işkence, açlık ve susuzluğa terkedilen bir topluluktan bu derece korkuyor olmalarına şahit olmak güzel bir duyguydu. Müslümanlardan kaçacakları ve ağaçların dile gelip arkamda yahudi var diyeceği zamanların ön izlemesi gibiydi… “Onlar, Allah’dan daha çok sizden korkarlar… Haşr 13”
Bir ara Türkçe konuşan bir hanımefendinin avluda olduğunu gördüm. Konsolosluktan görevlendirilmiş. Bizlere moral vermeye gelmişti. Dünya ayağa kalktı. İnsanlar çok tepkili. Bu kadar tepkiye karşılıksız kalamazlar. Türkiye sizin için gerekeni yapıyor. Yakında çıkacaksınız inşaallah gibi cümleler kullandı. Dünyanın bir bilinç kazanması ve İsraile tepki ortaya koyması bizlere en büyük moral oldu. Hanımefendi kardeşimizin dedikleri bir zaman sonra gerçekleşti ve Berşevadan otobüslerle Telavive doğru götürüldük. Giderken, işgal edilmiş topraklarımıza bakıp, dua ve idealler üretip heybemizi doldurma gayretinde olduk. Kinimiz, ideallerimiz, davamız, direnişimiz artarak devam etmeli ki, Allah bizlere lutufta bulunsun…
Hücre ve avluları bir olmayan ve yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen Müslümanların havaalanında bir birlerini görüp, musafaha edip sevinmeleri unutulmaz anlar arasındaydı.
Saatler sonra bir grup uçağa bindik ve yol aldık. Her zaman mensubu olmaktan gurur duyduğum ülkem ve vatanım, hiç bu kadar sevimli olmamıştı. Vatanımın olması, bir yere ait olmam, belirsizliklerden güvenli bir limana ulaşmam, toprağa secde edip Allaha şükür için büyük bir sebepti. Bir kere daha Filistinlilerin yaşadığı zorluğu ve haklı direnişlerini tefekkür ederek bastım Türkiye topraklarına…
Bizleri büyük kalabalıklar karşıladı. Kahraman olduğumuzu düşünüyorlardı. Halbuki, hakkı haykıran, vicdan sahibi ve irade gösterip sokağa çıkan o yiğit insanlardı gerçek kahramanlar…
Vicdan doğruyu dikta eder, taki şeytanlaşmış bir sevdiğin resmi perdeleyene kadar…
Üniversiteden tanıdığım, Fetö yapısında yer alan bir sınıf arkadaşım arayıp geçmiş olsun dilekleriyle beraber Filistinlilerle ilgili müspet ifadeler iletince, vahdet ve kardeşliğe sebep olma heyecanı beni daha fazla mutlu ediyordu. Herkesin ortak vicdanı olmuştu. Taki, Fethullah Gülen denilen meczubun Mavi Marmara konulu eleştirileri gelene kadar.. İlk fitneyi Fetö ateşledi. Tertemiz bir yolculuğa kir bulaştırmak istedi. Filistinliler lehine oluşan rüzgarın yönünü değiştirmeyi hedefledi. Fetö, o vakte kadar kimsenin tartışmadığı bir oluşumdu. Paralel devlet kavramı, arka planda çatışmalar 2013 yılına denk gelse de, bu olayların zemini Mavi Marmara olayıyla başlamıştır. Mavi Marmara bir turnusol olmuştur. Toplumumuzu ve dünyayı aydınlatmıştır. Türkiyede fetönün, pkknın, faili mechul cinayetlerin sonunun başlangıcı Mavi Marmara olmuştur…
Kazanımlar, sonrasında korunamamış olsa da, Müslüman gençlerin Mısırda iktidar olması, Arap baharı hareketliliği gibi bir çok olayın tetikleyicisi de Mavi Marmaradır.
Mavi Marmarada bulunan herkesin ortak ve tekrar söylemi olarak “Mavi Marmara yoluna devam etmektedir” denilmiştir.
Mavi Marmara dünyanın beklediği ve biriktirdiği adil yaşam biçiminin vucut bulmuş hali olmuştur.
Aksa tufanı sonrası İsrailin ilk bombaladığı yerler arasında, Gazze deki Mavi Marmara anıtı yer almaktadır. Siyonist içgüdü Mavi Marmarayı hazmedememiştir. Mursinin liderliği dönemine denk gelen Gazze saldırılarında İsrail yenilgi yaşayıp, ateşkes talep etmiştir. Dengelerin değişeceği bir denklemde İsrailin yaşama ihtimali kalmamıştır. Dolayısıyla, Müslümanların, Mavi Marmara gibi etkili bir direniş ve yardımlaşma modelini ortaya koyması gerekmektedir. Dünya, eskisi gibi olmayacaktır. Gazze saldırıları, dünya sosyolojisini etkilemiştir. Çok yakında, alışılmışın dışında birçok tablo ortaya çıkacaktır. Zalim ve siyonist İsrail, Allahın izniyle yok olacaktır. İsraile destek olan diğer milletler de, bu çukurun içinde kalacaktır. Allah er yada geç nurunu tamamlayacaktır. Müslümanlar, yaşananlardan model ve ders üretmek zorundadır. Aksi halde, aynı şeyleri yaşamaktan kendimizi alıkoyamayacağımız aşikardır.
Dünyada hiçbir ölüm, mazlum cocukları ve kadınları muhafaza ederken ve Kudüs gibi mukaddes bir şehrin savunucusu olurken yaşanan şehitlik kadar kıymetli olmaz, olamaz… Dolayısıyla, Müslümanların nazarında dünyanın en iyi ölümleri Filistinde gerçekleşti. Şehitlerin kanlarıyla, o topraklar sulandı. Bereketlendi… Artık daha da bizim oldu… Şimdi, hep beraber Kudüste fetih marşları söyleyeceğimiz ve yine beraber Mescidi aksada şükür namazı kılacağımız günleri hayal etme vaktidir. Vakit yakındır. Sen bu vaktim dışında kalma…




ORMAN YANGINLARI VE SEBEPLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Ülkemizde, maalesef iki haftadır
ciddi zararlara neden olan ve  yüreğimizi
yakan orman yangınlarına yoğunlukla şahit oluyoruz. Orman Genel Müdürlüğü ve
AFAD, kendi kurumsal ağları ve Valilikler aracılığıyla, tam da iki hafta önce
duyurular yaparak, sıcak hava dalgası ile karşı karşıya kalacağımız ve orman
yangını riskinin artacağı hususunda dikkatli olunmasına yönelik
vatandaşlarımızı uyarmıştı.

Genellikle ülkemizde orman
yangınlarının ana aktörü insan olmuştur. Orman yangınlarının %88’i insan
kaynaklı meydana gelmektedir. Yanan alan bakımından ise bu oran %97’lere
çıkmaktadır. Bu sebeple vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi ve dikkatli
olmaları konusu hayati öneme sahiptir.

Ülkemizin, değişen iklim
olaylarından etkilenme düzeyini, dünyada aldığı sosyal rol ve riskler sebebiyle
yaşadığı terör girişimlerini, ekonomik şartların ve şehirleşme modellerinin
toplumda oluşturduğu baskıları, toplumsal karakterlerde nefret kavramının sevgi
kavramından daha belirgin ortaya çıkması gibi sebepleri dikkate aldığımızda,
Orman yangınlarının yakın ve yüksek risk grubunda değerlendirilmesi ve bu
hususta önlemler geliştirilmesine yönelik çalışma yapılmasına dair
değerlendirmemizi paylaşmak istedik.

Hızlı şehirleşme ile insanların
doğaya yakın alanlarda yaşama isteğinin artması ve doğada değişik
sosyal-kültürel faaliyetlerini yürütmesi orman yangını riskini sürekli olarak
arttırmaktadır.

Ülke olarak bu yıl, orman yangınları
açısından ekstrem koşulları ile karşı karşıya kaldık. Geçen yıl 1 Ocak-19
Ağustos döneminde 1419 orman yangını çıkarken, bu rakam 2024’ün aynı döneminde
2529’e ulaştı. Sadece ağustos ayında bugüne kadar 439 orman yangını, geçen
hafta perşembe gününden bu yana ülkemizin değişik yerlerinde 247 adet orman
yangını çıktı. Bu orman yangınlarında binlerce hektar orman alanı kül olurken
İzmir, Manisa ve Aydın’da 142 yapı kısmi ve tamamen etkilendi. Orman
yangınlarından etkilenen yerleşim yerlerinde 4700 vatandaşımız güvenli yerlere
tahliye edildi. Bunun yanı sıra milyonlarca canlı öldü, evcil hayvanlar telef
oldu.

İklim
değişikliği; ekosistemdeki biyolojik çeşitliliği ve ekosistem hizmetlerini de
değiştirerek insanları etkilemektedir. Küresel
ısınmanın tüm etkileri iklim değişimi ile sonuçlanmakta olup, bu süreç
sıcaklığın artması ile zaman zaman ekstrem hava olaylarını ortaya
çıkarmaktadır. Normal iklim hareketlerinde ekstrem iklim koşulları rastlanan
bir durumdur. Ancak, iklim değişimi ekstrem iklim olaylarının frekansını
arttırmaktadır. 

Özellikle
Akdeniz iklim bölgeleri olan Güney Avrupa, Amerika kıtasının orta kısmına yakın
yerler ile Avustralya kıtasında uzun süren ve büyük yangınların olumsuz etkisi
daha çok hissedilmeye başlamıştır. Dünya
üzerinde yapılan bilimsel raporlara göre Akdeniz havzası ve özellikle Doğu
Akdeniz çok hızlı bir şekilde ısınmaktadır. Hatta en çok ısınan bölgelerden
biridir. İlgili iklim kuşağında ABD’nin California eyaletinde 7 Ağustos 2020’de
Death Valley Ulusal Parkı’nda 54.4 oC ile dünya tarihinin en yüksek
sıcaklığı ölçülmüştür. Yine 11 Ağustos 2021’de Akdeniz Havzasının en yüksek
sıcaklık değeri 48.8 oC ile İtalya/Sicilya’da kayıtlara geçerken
aynı gün Tunus/Kayrevan’da termometreler 50.3 oC’yi göstermiştir.

Bu ısınmaya bağlı olarak yangın
üçgeni çerçevesinde sıcaklık ve kuru hava koşulları, yangınların etkin ve hızla
büyümesindeki en önemli faktörlerdendir. Son zamanlarda artan orman
yangınlarının temel sebebi iklim faktörleri olduğunu ve bu iklim olayları ile
korelasyonun olduğunu görmekteyiz. 
İnsanlar yangınları başlatan en önemli etken olsa da uygun hava
koşulları ve yangına hazır bitki örtüsü (yanıcı madde) yangınların bu kadar
geniş yayılmasına ve kontrol edilmesi güç hale getirmektedir. Son aylarda
etkili olan kuru kuzey rüzgarları, yağış azlığı geçiren kış ayları ve takip
eden yaz ayları bitki örtüsünü kurutarak yangınlara elverişli bir ortam
oluşturmuştur.

Bundan sonrası için orman
yangınlarında orman yangınları öncesi, orman yangınları sırasında ve orman
yangınlarından sonra yapılacak işlemler konusunda çalışmalara daha da önem
verilmelidir.

Orman yangınları açısından Sivil
Toplum Kuruluşlarının (STK) daha çok inisiyatif alarak orman yangınları
yönünden hassas bir dönem olan yaz ayları gelmeden önce, vatandaşlarımızın
orman yangınlarına karşı duyarlılığının artırılması, halkta farkındalık,
bilinçlendirme oluşturması ve orman yangınlarının önlenmesine yönelik olarak
eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri yapılması, etkinlikler ile orman
yangınlılarına karşı tedbirli davranılması için yapılacak faaliyetler
vatandaşlarımıza anlatılmalıdır.

Ormanlarımızın yangınlara ve biyotik
zararlılara karşı daha dirençli olması için yanıcı madde azaltımına yönelik
teknik çalışmalar ve orman bakımları yapılmaya devam edilmelidir.

Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde
2024 yılı yangınlar ile mücadele organizasyonunda; 26 uçak, 105 helikopter, 14
İHA, 1 686 arazöz, 2 655 ilk müdahale aracı, 831 iş makinesi ve 25 000 personel
ile sayıları 122 000’i aşan orman yangın gönüllüleri görev almaktadır. Hava ve
kara araçlarımızın yangınlara daha kısa sürede ve daha etkin bir şekilde
müdahale edebilmesi için inşa edilen havuz ve gölet sayısı 4 744 adete
ulaşmıştır.

Orman yangın riskinin yüksek olduğu
alanlarda, çıkabilecek yangınlara ortalama 10 dakika içinde müdahale edecek
şekilde ilk müdahale araçlar, arozözler ve ekipler 1 600 farklı noktada konuşlandırılmıştır.
Bu yangın müdahale organizasyon yapısı ülkemiz ormanları için yeterli olarak
değerlendirilmektedir.

Ormanlar seyrekleştirme ile mevcut
yanıcı madde miktarı azaltılırken aslında depolanan karbon miktarında da bir
kayıp meydana gelmektedir. Aslında bu paradoks orman yönetiminde hep var
olmaktadır. Bir taraftan ormanda yapılan seyreltme ile yanıcı madde miktarı
azaltılmakta, ormanda yangın sırasında yangının ilerleyiş hızı kesilmekte diğer
taraftan ormanda yapılan seyreltme ile ağaçların yerden itibaren dallı bir
tepeye sahip olması teşvik edilerek, örtü yangının tepeye sıçramasına neden
olunmaktadır. Ayrıca, ormanda yapılan seyreltmeler ile orman örtüsü altında
yanıcı madde stoğu oluşturacak çalı ve otlara uygun yetişme ortamı
oluşturulabilmektedir. Bu yüzden orman yangını ile mücadelede önleyici işlem
olarak bu ikilem ile ormanda mevcut yanıcı madde stok yönetiminde sürekli bu
paradoks yaşanmaktadır.

Küresel
ısınma sonucu ortaya çıkan kuraklık nedeniyle yangınların başlama ve yayılma
oranında bir artış beklenmektedir. Özellikle ormanların alt tabakalarında yer
alan karayosunu ve otsu bitkilerin söz konusu kuraklıktan dolayı kuruması,
yangının ortaya çıkma ve yayılma ihtimalini bir hayli yükseltmektedir.
Sıcaklık; buharlaşma ve tutuşma indeksini arttırdığından orman yangınlarının da
artmasına sebep olur. İşte bu yüzden sıcaklıklarda ortaya çıkacak küçük boyutlu
farklılıklar bile orman yangınlarında istatistiksel olarak anlamlı bir artışa
yol açabilecektir.

Orman yangınında önleyici tedbir
almak, orman yangının en masrafsız söndürme şekli olduğu unutulmalarıdır. Bu
yüzden orman yangınlarının önlenmesi için orman alanlarında tehlikeli yerlerde
yanıcı madde temizlenmeli, halkın eğitilerek bilinçli olması
sağlanmalıdır. 

Orman yangın riski sırasında orman
yöneticilerinin duymaktan en çok korktukları şey “Aşırı Sıcak Dalgası Geliyor”
cümlesidir. Aşırı sıcak dalgası için meteoroloji uzmanları hava sıcaklığının
ortalamanın 5℃ üzerinde ve 5 günden fazla sürmesi durumunda kullandıkları
terimdir. Böyle durumlarda orman yangını riski artmaktadır. Bu durumda orman
yangın riskinin çok olduğu zamanlarda İl Valilikleri tarafından bazı önlemlerin
alınması gerekmektedir.

Yaz mevsiminde İl Valiliklerince
olağanüstü hava durumları nedeniyle orman yangınlarının ortaya çıkabileceği
değerlendirilerek, orman yangınlarıyla mücadele kapsamında, 6831 sayılı Orman
Kanunun 74’üncü maddesi ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 9 ve 66. maddeleri
uyarınca il sınırları içerisindeki görevliler dışında ormanlık alanlara
girişler belirli tarihlerde yasaklanabilmeli, yine 6831 sayılı Orman Kanunun 31
ve 32. maddeleri çerçevesinde orman içi, orman bitişiği ve ormanla ilişiği olan
ve olmayan mahalleler de anız, bağ, bahçe, zeytinlik ve tarla temizliğinden
elde edilen yakıt özelliği olan her türlü dal, yaprak veya bitki örtüsünün
yakılmasına izin verilmemeli ve yasaklanmalıdır.

Yangın riskinin en çok ortaya
çıktığı enerji nakil hatlarının yapım ve bakımı ile ilgili taraflar bakım
çalışmalarını yapmalı, tehlikeli durumlarda enerji akımına ara verilmesi
sağlanabilmelidir.

Ayrıca,
bu ormanlar çevresinde ve içinden geçen yollarda orman kenarında mola vermek ve
piknik yapmak, mangal, semaver ve ateş yakmakta yasaklanabilmelidir. Belirtilen
kararlara uymayanlar 6831 sayılı Orman Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler
Kanunu uyarınca idari ve adli işlem uygulanabilmektedir.

Diğer
taraftan halkın sosyal kültürel faaliyetlerini yapabilmesi için ilgili
bakanlıkça kiralamak suretiyle işletilen piknik ve mesire yerleri işleticileri,
orman idaresi ile yapmış oldukları sözleşme hükümlerine istinaden orman idaresi
tarafından denetlenmek suretiyle faaliyetlerine devam etmekle birlikte orman
yangınlarına karşı her türlü tedbiri alması sağlanması gerekir. Böylece halkın
ormandan kopması ve sosyal kültürel faaliyetlerin kısıtlanmaması
sağlanabilmektedir. 

Orman yangınları ve sonrasında hemen
akla gelen ilk soru; “Yanan alanlar imara
açılacak mı?
” sorusudur. Ancak, bilinmelidir ki orman alanlarının korunması
ile ilgili ülkemizin güçlü bir yasal alt yapısı vardır. Anayasamızda orman alanlarının korunması ile ilgili
169.madde “Ormanların Korunması Ve Geliştirilmesi” alt başlığında
toplanmış ve “Yanan ormanların yerinde
yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık
yapılamaz.” ş
eklinde ifade edilmiştir. Ülkemizde yanan orman alanının imara
açıldığı örneği de yoktur. Sosyal medya-yayın kuruluşlarında yer alan, yangın
sonrası inşaat ve tarım faaliyetinde bulunulan tüm yerler orman sınırı
dışında/ormana bitişik olmasından dolayı ormanda tarım ve imar faaliyeti
yapılıyormuş gibi gösterilen görsellerdir.

Paleobotanik
(Bitki Fosili) araştırmalarına göre 23 milyon yıldır çamlar Anadolu’da vardır.
Bu ekosisteme milyonlarca yıldır uyum sağlamış çamların değiştirilmesi söz
konusu olamaz. Kızılçam sıcak-kurak iklim koşullarına yüksek derecede uyum
sağlamış olup bir yandan yangına dayanıklılık özellikleri gösterirken bir
yandan da yangından sonra ormanların sürekliliğini garanti altına alacak
kozalak ve tohumlara sahiptir.

İnsan faaliyetleri, küresel ısınma,
ülkelerin ekonomik gelişmesine zarar vermek ve ulusal güvenliği zayıflatmak
amaçları ile ormanların yandığını/yakıldığını görmekteyiz. Bu yüzden her ne
sebeple olursa olsun toplumsal bilinç ile orman yangınlarıyla mücadele
edilmesine katkı sunmamız gerekir.

Birincisi, yangın öncesi tedbirleri
almalıyız: anız yakmayalım, yangın riski dönemlerinde orman çevresinde bahçe
temizliği yapmayalım, ormana sigara izmariti atmayalım, ateşli piknik
yapmayalım.  Unutmayalım ki hala orman
yangınlarının %88’i insan kaynaklı olarak çıkmaktadır.

İkinci olarak; yangına hızlı
müdahale, söndürülme süresini kısaltmaktadır. Eğer orman yangını çıkmış ise
hemen Alo 177 veya 112’ye haber verelim. Son olarak; sadece televizyon başında,
gazete veya sosyal medyada orman yangınlarını ve manüplasyonları izleyerek
üzülmeyelim; yanan orman alanlarının ağaçlandırılmasında ailelerimiz ile yer
alalım. Ağaç, sevgi ile büyür. Sevelim ve sevdirelim ki, tutunacak dalımız
olsun… Orfamderin de temsili olarak icra ettiği ve Orman Genel Müdürlüğü
tarafından yıl boyunca uygun zaman ve zeminlerde gerçekleştirilen ağaçlandırma
çalışmalarına tüm çevremizle katılma gayretinde olalım. Güzel ülkemizin doğal
mirasına sahip çıkalım, bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya emanet
edelim.

Geçmiş olsun Türkiyem. Ve
teşekkürler kıymetli yangın emekçileri, yangın gönüllüleri, Orman Genel
Müdürlüğü teşkilatımız…

(FOTO:EMRE BAYLAN/KUMLUCA-DHA)



“ ORFAMDER 9. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI”

“ ORFAMDER 9. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI”
ORFAMDER Genel Kurulu, çoğunluk şartı aranmaksızın 8 Haziran 2024 tarihinde, Nişanca Mh. Otakçılar caddesinde bulunan, İnsan Vakfı konferans salonunda gerçekleştirildi. Misafirlere yemek ikram edilmesinin ardından Genel Kurul Toplantısına geçildi. Açılış konuşmasını Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yerli’nin yaptığı genel kurulda, Orfamder eski başkanlarından Kemal Kaya’nın yönettiği divan Feridun Tutkun, Sezgin Akay ve Safa Balekoğlu’ndan oluştu. Yerini alan heyet, sırasıyla gündem maddelerinin uygulanmasına geçti.
2022-2024 dönemi faaliyet raporu, denetim raporu ve mali rapor okundu, raporlar üzerinde yapılan müzakerelerin ardından ayrı ayrı oylanarak oy çokluğu ile ibra edildi.
2024-2026 dönemi için yönetim ve denetim kurulları seçimine geçildi. Genel kurul üyeleri arasından teklif edilen listeler oylanarak yeni dönem yönetim- denetim kurulları asil ve yedek üyeleri seçimi yapıldı.
Divan Heyeti dilek ve temenniler maddesinde misafirlere söz hakkı verdi. Yeni seçilen Yönetim Kurulu adına Mehmet Irız’ın teşekkür konuşması yaptığı bölümde; Orfamder Onursal Başkanı Cemal Balıbey, İ.Ü.C Orman Fakültesi Eski Dekanı Turgay Akbulut, Meslek Büyüğümüz İlhan Yörükçü, Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cafer Akdeniz, Yeşil Türkiye Ormancılar Derneği İstanbul Şube Başkanı İsmail Akbaş, İstanbul Orman Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Şakir Güneri, üyelerimiz Konya’dan Ali Işıklı, Bolu’dan Sezgin Akay, Bursa’dan Ziya Aydemir iyi dilek ve temennilerini bildiren konuşmalar yaptılar. Üyemiz Mehmet Sarı’nın son konuşma ve duasıyla Genel Kurulumuz nihayete erdi.
Orfamder 9. Olağan Genel Kurul’da dernek organları şu şekilde oluşmuştur.
Yönetim Kurulu Asil;

1- Mehmet Irız
2- Prof Dr.Türker Dündar
3- İbrahim Zorlu
4- Özkan Kırımlı
5- Mustafa Atalay

Yönetim Kurulu Yedek;

1- Prof.Dr.Yılmaz Çatal
2- Mahmut Sancar
3- Muhammet Akta
4- Cihat Kaya
5- Ömer Faruk Aktaş

Denetim Kurulu Asil;
1- Feridun Tutkun
2- Ahmedi Mahmut Erkan
3- İbrahim Tuncer

Denetim Kurulu Yedek;

1- Kasım Çınar
2- Mahmut Bilal Sarı
3-Arif Arıgün




GENEL KURUL İLANI

Değerli üyemiz ORFAMDER 9. OLAĞAN GENEL KURULUMUZA iştirakiniz bizleri mutlu edecektir.

(Üye olmayan meslektaşlarımız misafir olarak katılabilir)

GÜNDEM

1. Açılış ve Yoklama

2. Genel Kurul Başkanlık Divanı seçimi

3. Yönetim Kurulu çalışma raporu, gelir tabloları, bilanço tabloları ile Denetim Kurulu raporunun okunması

4. Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulunun ayrı ayrı ibrası

5. Bütçe teklifinin görüşülmesi

6. Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimi

7. Dilek ve Temenniler

8. Kapanış

Çoğunluklu ;18 Mayıs 2024 Cumartesi SAAT :17.00

Çoğunluksuz: 1 haziran 2024 Cumartesi SAAT: 17.00