BİYOPESTİSİT

Biyopestisitler; zararlı organizmalar ve bakteriler,
mantarlar, virüsler, bitkiler, hayvanlar ve mineraller gibi doğal kaynaklardan
üretilen kimyasallara deniliyor.

Pestisit ne anlama geliyor?

Pestisit terimi kısaca pest (zararlı, haşarat) adı
verilen zararlı canlıları öldürmek için kullanılan madde demek.

Biyopestisit nedir?

Bitkisel üretim ve diğer ortamlardaki haşere
popülasyonlarını kontrol etmek için kullanılan sentetik kimyasallara bir
alternatif.

Biyopestisitler hangi alanlarda kullanılabiliyor?

Ticari yetiştiriciler, özel mahsul yetiştiricileri,
süs bitkisi yetiştiricileri veya hobi bahçecileri gibi alternatif bir
“zararlı yönetimi” yaklaşımı arayan herkes tarafından kullanılabilir.

Biyopestisitlerin çevreye etkileri neler?

Uygulamadan sonra birçok biyopestisit uzun süre
uygulama bölgesinde kalamayıp çabucak özelliklerini yitiriyor. Teknik
açıdan, çevrede “kalıcı olmayan” durumdalar. İnsanlara ve çevreye daha az zarar
veriyorlar.

Biyopestisitler ne zaman uygulanmalı?

Etkili olmak için biyopestisitler genellikle böcek
yaşam döngüsünün veya bitkinin hastalık evresinin doğru aşamasında
uygulanmalı. 

Sentetik pestisit nedir?

Tarım zararlılarının ürünlere zarar vermesini
engellemek amacıyla kullanılan koruyucular.

Biyopestisitlerin sentetik pestisitlerden farkı nedir?

Biyopestisitler sadece dar alanlarda zararlıları ve
hastalıkları hedef alırken, kimyasal böcek ilaçları hem zararlı hem de faydalı
geniş bir organizmayı öldürme eğiliminde.

Türkiye’de hangi biyopestisit türleri kullanılıyor? 

Türkiye’de yaygın olarak üç tip biyopestisit
kullanılıyor. Bunlar; mikrobiyal, semiochemical (yarı kimyasal) ve
non-konvansiyonel (geleneksel olmayan haşere kontrol ürünleri).

Kaynak:AA




OZON TABAKASI

Ozon tabakası, stratosferin üst kısmından bulunan ve Güneş’ten gelen
zararlı ışınların yeryüzüne temasını ve ulaşmasını engelleyen koruyucu bir
tabaka.

Oluşumu

İlk canlılar, oksijensiz solunum yapan canlılardı ve
bunun nedeni atmosferde serbest oksijen bulunmamasıydı. Sonrasında fotosentez
yapabilen canlılar ortaya çıktı ve solunum bir anlamda kabuk değiştirdi.
Fotosentez yapan canlılar su ve karbondioksiti kullanarak glikoz ve oksijen
üretmeye başladı. Böylece serbest oksijen oluştu ve bu serbest oksijenler
stratosfer tabakasında birikmeye başladı. Morötesi olarak adlandırılan ışınlar,
bu tabakada bulunan oksijen moleküllerine temas etti ve bu moleküllerin iki
oksijen atomuna bölünmesine yol açtı. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleri
ile birleşti ve böylece ozon tabakası adı verilen katman oluştu.

İşlevi

Stratosferde yer alan ozan tabakası Güneş’ten gelen
radyasyonun bir kısmını emiyor ve Dünya’nın yüzeyine ulaşmasını önlüyor.
Özellikle Güneş tarafından üretilen ultraviyole ışığının UVB yani ultraviyole
radyasyon bandı ismi verilen kısmını emiyor.

Nasıl deliniyor?

İnsan faaliyetleri sonucunda atmosfere karışan klor ve
kloroflorokarbonlar ozon ile tepkimeye girerek ozonun parçalanmasına neden
oluyor. Ozonun parçalanması sonucu stratosfer katmanındaki ozon miktarı
azalıyor ve bu duruma ozon incelmesi deniliyor. Kloroflorokarbon gazları
atmosfere deodorantlar, klimalar, buzdolapları, araba egzozları ve sera gazları
yoluyla yayılıyor.

Korumak için yapılabilecekler

– Yakın yerlere yürüyerek ya da bisikletle
gidilebilir.

– Toplu taşıma araçları daha sık kullanılabilir.

– Kloroflorokarbon ve hidroklorokarbon içeren
spreyleri kullanmaktan kaçınılabilir.

– Klor ve brom içermeyen temizlik ürünleri
kullanılabilir.

Kaynak:AA




AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI

Avrupa Yeşil Mutabakatı

 
Avrupa Birliği (AB), 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa
Yeşil Mutabakatı (AYM)
 ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma
hedefini ortaya koymuştur. AB, tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde
yeniden şekillendireceğini açıklamıştır. Sanayiden finansmana, enerjiden
ulaştırmaya ve binalardan tarıma uzanan bir dizi alanda AB politikalarında
kapsamlı değişiklikler öngören Yeşil Mutabakat, Tek Pazar’ın tesisinden bu yana
AB’nin en büyük girişimlerinden birisidir.
 
Bu kapsamda, AB’nin iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme
politikalarının 2030 yılına kadar 1990’daki seviyesine kıyasla %55 emisyon
azaltımı sağlanacak şekilde gözden geçirilmesi için “Fit for 55 (55’e Uyum)”
mevzuat değişikliği paketi Avrupa Komisyonu’nca 14 Temmuz 2021’de
yayımlanmıştır.
 
Paketin uluslararası ticareti etkileyecek en önemli unsurlarından birisi,
dünyada ilk kez uygulamaya konulacak olan Sınırda Karbon Düzenlemesidir
(SKDM/CBAM).
 
1 Ekim 2023 itibariyle yürürlüğe giren düzenlemeye ilk etapta demir-çelik,
çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen ürünleri dahil edilmiştir.
Uygulama kapsamında, 1 Ocak 2026 tarihine kadar olan geçiş döneminde, AB’ye
ithal edilen söz konusu ürünlerin üretimi aşamasında salınan karbon emisyonları
ile üretim süreçlerinde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklı (dolaylı)
emisyonların raporlaması yapılacaktır.
 
1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayacak asıl uygulama döneminde ise ithal
ürünlere gömülü emisyonlar için, AB’de yetkilendirilmiş ithalatçılar tarafından
AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’ndeki haftalık karbon fiyatları dikkate
alınarak karbon ücreti ödenmeye başlanacak, SKDM’nin 2026 sonrası dönemine
yönelik uygulama esaslarına ilişkin ikincil düzenlemeler geçiş dönemi içinde
yürürlüğe konulacaktır
 
Yeşil Mutabakatın ana unsurlarından bir diğeri ise ilgili tüm ürün mevzuatına
etki edecek olan döngüsel ekonomidir. AB, hammadde temini aşamasından ürünlerin
üretimi, tüketimi ve atık yönetimine dair döngüsel bir yaklaşım ile yeni
kurallar getirileceğini açıklamış, elektronik ve bilişim teknolojileri,
piller ve araçlar, ambalaj, plastikler, tekstil, yapı ve inşaat, gıda, su ve
besinler öncelikli sektörler olarak belirlenmiştir.
 
Yeni
Eko-Tasarım Tüzüğü Taslağı
 ile ürünlerin daha dayanıklı, tamir
edilebilir, karbon emisyonu düşük, zararlı kimyasallardan ari, geri
dönüştürülebilir olmasına yönelik AB düzeyinde ortak kurallar belirlenmesi, bu
doğrultuda ürünlerin AB piyasasına arzı için karşılaması gereken standartların
sürdürülebilirlik ekseninde şekillendirilmesi, ürüne ilişkin söz konusu
bilgilerin tüketici, piyasa gözetimi otoriteleri, geri dönüşüm sektörünce
kolayca ulaşılabilir olmasını sağlamak üzere ürüne eşlik edecek “dijital ürün
pasaportları” geliştirilmesi, zorunlu yeşil kamu alımları kriterleri
getirilmesi amaçlanmıştır.
 
AB tarafından açıklanan Atık
Sevkiyatı Tüzüğü Taslağı
 ile ,AB bir taraftan üçüncü ülkelere
kontrolsüz atık ihracatını kontrol altına almayı hedeflediğini açıklarken,
diğer yandan AB içindeki mevcut atıkların bir kaynak olarak ekonomiye
kazandırılması ve döngüsel ekonomi hedeflerinin desteklenmesinin amaçlandığı
görülmektedir.  

Kaynak;
https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat
 

yer almaktadır.




ENDÜSTRİYEL AHŞAP

Endüstriyel Ahşap

Ahşap doğadan elde edilen organik yenilenebilir
kaynaktır. Ahşap aynı zamanda rejeneratif bir yakıttır (Bowyer, 1995). Ahşap
malzemenin fiziksel, kimyasal, mekanik olarak farklı özellikleri vardır.
Ahşabın fiziksel açıdan sertliği, nem oranı, ısı iletkenliği, ses iletkenliği,
özgül ağırlığı vb. kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Ahşap dayanıklı,
esnek ve yenilenebilirdir. Ağacın kimyasal yapısında selüloz, hemiselüloz,
lignin içermektedir. Ağaç türüne, bulunduğu yere ve mevcut gelişimine göre
reçine, nişasta, şeker, silikat asit gibi farklı maddeler de
barındırabilmektedir.

Teknolojinin gelişmesi yapı üretimi ve mimarlığa birçok
katkı sağlamıştır. Eski çağlardan günümüze yapıda sıklıkla tercih edilen ahşap
malzeme endüstri ile desteklenmiştir. Bu destekle birlikte masif ahşap
sınırlarının ötesine çıkarak yüksek performanslı bir malzeme haline gelmiştir.
Ahşap malzeme fabrika ortamında işlem görerek endüstriyel bir malzeme olmuştur.

Bu değişim ve yenilik sayesinde birçok gelişmiş ülkede
lamine ahşap teknolojisi de yaygınlaşmıştır. Ahşabın fiziksel özelliklerine
dayanarak yapıştırılıp, basınç, kırpma, presleme gibi birçok işlemden geçmesi
ile performansı büyük oranda arttırılabilmektedir.

Endüstriyel Ahşap
Ürünler

Ahşap malzemenin fabrika ortamında birçok işlemden
geçirilerek performansının artırılması ile endüstriyel ahşap malzeme üretimi
gerçekleşmektedir. Endüstriyel ahşap malzeme çeşitleri arasında yapı
elemanlarında tercih edilenler arasında;

*yapıştırılmış lamine ahşap (glulam),

*çapraz lamine ahşap (CLT),

*yapısal kompozit ahşap (SCL),

*lamine kaplama ahşap (LVL),

*paralel yonga ahşap (PSL),

*yönlendirilmiş yonga ahşap (OSB),

*lamine yonga ahşap (LSL),

*ahşap beton kompozit (TCC)

yer almaktadır.




BİTKİ KÖRLÜĞÜ


Bitki Körlüğü

 “Bitki körlüğü” denilen bir fenomen, etrafımızdaki florayı küçümseme eğiliminde olduğumuz anlamına gelir. En son gördüğünüz hayvan hangisi? Rengi, boyutu ve şeklini hatırlıyor musunuz? Onu diğer hayvanlardan kolayca ayırt edebilir misiniz? Şimdi de, gördüğünüz son bitki için aynı şeyleri düşünün?
Bitki körlüğü, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bitkilerin yeterince fark edilmemesi ile ilgilidir. bitkilere daha az maruz kalmayla bitki körlüğü artar.
Bitki koruma çevre sağlığı için önemlidir. Fakat sonuçta insan sağlığı için de önemlidir. Bitki araştırması, zorlu gıda ürünlerinden daha etkili ilaçlara kadar birçok bilimsel buluş için kritik öneme sahiptir. Bitki kaynaklı kanser önleyici ilaçlar ve kan sulandırıcıları dahil 28.000’den fazla bitki türü tıbbi olarak kullanılır.
Bitkiler üzerinde denemeler bazı hayvan test formlarına karşı etik bir avantaj sunar: Genom düzenleme gibi alanlarda çok yönlü teknikler, üremesi ve kontrolü kolay ve ucuz olan bitkiler kullanılarak rafine edilebilir. Örneğin, biyoloji araştırmalarında önemli olan çiçekli bir bitki olan Arabidopsis’in genom dizilimi sadece bitki genetiğinde değil, genel olarak genom diziliminde bir dönüm noktası olmuştur.
Bitkilerin ne kadar önemli olduğu ortada; hayatta kalmamıza yardımcı olmalarına rağmen “bitki körlüğü” neden ortaya çıktı?
 
Yeşil Görmek
Bitkiler zar zor hareket ettiklerinden, birbirlerine yakın olduklarından ve sıklıkla renk bakımından benzer olduklarından, beyinlerimiz onları gruplama eğilimindedir. İnsan retinası tarafından iletilen saniyede yaklaşık 10 milyon bit görsel veri ile insan görsel sistemi, bitkiler gibi tehdit edici olmayan şeyleri filtreler ve bunları bir araya getirir.
O zaman biyo-davranışsal benzerlik tercihimiz var: bize en çok benzeyen yaratıkları fark etme eğilimindeyiz.
Hayvanları adlandırır ve insan özelliklerini belirleriz. Hayvanları sıklıkla spor takımı maskotları olarak kullanıyoruz. Ve hayvanlar arasındaki bireysel çeşitliliklere uyuyoruz: bir köpeğin kişiliği, yani bir kelebeğin benzersiz renk deseni.
 
Bitki Körlüğü Nasıl Önlenebilir?
Bitki körlüğünü azaltmanın bir anahtarı, bitkileri görme biçimimizin sıklığını ve çeşitliliğini artırmaktır. Bu daha erken başlamalı; öğrenciler bitkilerden sıkıldıklarını söylemeye başlamadan çok önce. Bitkilerle yapılan günlük etkileşimlerin en iyi strateji olduğu söylenebilir. Yerel parklardaki ve bahçedeki bitkilerin korunması bu noktada çok önemlidir. Bu tip yerlerde biyoçeşitlilik (biyolojik çeşitlilik) ne kadar yoğun olursa bitkilerin anlaşılması ve değerinin bilinmesi de bir o kadar kolay olacaktır.
Kaynak: Why ‘plant blindness’ matters — and what you can do about it




ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ (ÇED)

ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ (ÇED) NEDİR?
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar bütünüdür.
“Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler bir “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu” hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak Önlemler belirtilir.
ÇED Yönetmeliği hükümlerine tabi faaliyetlere/projelere verilen “ÇED Olumlu” ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararları faaliyete başlanması için gereklidir ancak yeterli değildir. Diğer bir deyişle, ÇED Yönetmeliği kapsamında verilen kararlar nihai izin ve onay niteliği taşımamaktadır. Bu nedenle, faaliyete başlamak için yürürlükte olan mevzuat uyarınca ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan gerekli izin, onay, görüş ve/veya ruhsatların alınması gerekmektedir.



KARBON AYAKİZİ

KARBON AYAKİZİ
Atmosferde bulunan su buharı, karbondioksit, metan ve diazot monoksit gibi gazların miktarı arttıkça yeryüzü daha fazla ısınmaktadır. Bunun ana nedeni insan faaliyetleri etkisidir. Bu faaliyetler doğrudan ya da dolaylı olarak seragazları salımına neden olabilir. Isınma, aydınlatma, pişirme, ulaşım, hayvancılık faaliyetleri, ve endüstriyel süreçler sonucu atmosfere salınan eşdeğer karbondioksit miktarı günden güne artmaktadır. Bir bireyin, bir ülkenin veya bir kuruluşun sürdürdüğü faaliyetler sonucu atmosfere saldığı sera gazlarının karbondioksit cinsinden karşılığı karbon ayakizi olarak adlandırılır (Plassmann ve Edwards-Jones, 2010). Doğal süreçte doğa atmosferde bulunan sera gazlarının dengesini sağlamaktadır. Karbon ayak izi hesabı daha ne kadarlık bir biyokapasiteye ihtiyacımız olduğunun cevabını vermektedir. Normal şartlarda, kişi başına düşen biyokapasitenin kişi başına düşen ekolojik ayak izinden fazla olması beklenir. Kişi başına düşen karbon ayak izi yaklaşık 4 tondur. Çin, Amerika ve Hindistan gibi ülkeler en büyük karbon ayak izine sahip ülkeler arasında yer alırken, Türkiye, İtalya, Almanya, İspanya gibi birçok ülkenin daha fazla biyokapasiteye ihtiyacı bulunmaktadır (GFN, 2017).
İnsanların yaşamsal faaliyetlerini sürdürmeleri için ısınma, pişirme, ulaşım gibi fosil yakıt temelli faaliyetlerin sera gazı salımına neden olmaktadır. Doğrudan salımların yanı sıra dolaylı salımlar da karbon ayak izinde önemli bir yer tutabilir. Dolaylı salıma neden olan endüstriyel süreçlerin karbon salımında payı büyüktür. Bir ürünün üretilmesinden, taşımacılıkta dahil, bertaraf edilmesine kadar izlenen tüm süreçler karbon ayak izinin bir parçasıdır. Örneğin; 70 cc’lik cam şişenin üretilmesi için atmosfere salınan sera gazı miktarı 1 kg CO2 eş ‘dur (ESG, t.y.). Hayvancılık faaliyetleri, tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi için uygulanan yöntemler de önemli miktarda sera gazı salımına neden olmaktadır. Örneğin; 1 kg sert peynirin üretilmesi için atmosfere 12 kg CO2 eş salınmaktadır (ESG, t.y.). Karbon ayak izi hesaplanırken seyehatlar dahil tüm ulaşımlar, evde kullanılan enerji türü ve miktarı, tüketilen besin türleri ve miktarları, satın alınan ürünler dikkate alınmaktadır (The Nature Conservancy, t.y.). Bir bireyin karbon ayak izini azaltması için ulaşım alışkanlıklarını, beslenme şeklini, ısınma türünü ve doğalgaz kullanımı yerine biyoenerji gibi alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı gibi pişirme yöntemlerini değiştirmesi gerekmektedir.

http://climatechange.boun.edu.tr/



PERMAKÜLTÜR

Permakültür
Permakültür kavramının isim babası Bill Mollison, Permakültür: Bir Tasarımcı Elkitabı adlı eserinde permakültürü şöyle tanımlar: Permakültür, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanmasıdır. Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, gıda, enerji, barınak ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçları sürdürülebilir bir şekilde karşılayan ahenkli bütünleşmeleridir. Sürdürülebilir tarım olmaksızın istikrarlı bir sosyal düzen mümkün değildir.

Permakültür tasarımı, kavramsal, maddi ve stratejik bileşenleri tüm canlıların yararına çalışan bir model içinde bir araya getiren bir sistemdir. Permakültür’ün arkasındaki, doğaya aykırı olmaktan ziyade onunla birlikte çalışma, uzun süreli düşüncesizce hareket etmekten ziyade uzun süreli özenli gözlem yapma, sistemlerin sadece bir ürününün peşinde koşmaktan ziyade onlara bütün işlevleriyle bakma ve sistemlerin kendi evrimlerinin gerçekleşmesine izin verme felsefesidir.

Permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimleri kurgulayabilmemizi sağlayan bütünsel bir tasarım bilimidir. Bill Mollison permakültürün etik ilkelerini şöyle sıralamaktadır:

– Yeryüzüne Özen Gösterme; bütün yaşam sistemlerinin, canlı cansız bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlama.

– İnsanlara Özen Gösterme; insanların gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde varolmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlama.

– Nüfus ve Tüketime Sınır Getirme; kendi ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak yukarıdaki ilkeleri desteklemek için kaynak ayırabiliriz. Zaman, para veya enerji cinsinden olabilecek bu kaynakları birinci ve ikinci ilkelerin gerçekleştirilmesinde kullanabiliriz.




FOSİL YAKITLAR

Fosil yakıtlar, yaklaşık 300 milyon yıl önce yaşamış olan bitki ve organizmaların yoğun ısı ve basınca maruz kalmasıyla ortaya çıkan enerji kaynaklarıdır.
En yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlar kömür, petrol ve doğalgaz. En yaygın kullanım alanları ısı, yakıt ve elektrik üretimi olarak karşımıza çıkıyor.

Fosil yakıtlar, kullanıldığı zaman sera gazları dediğimiz gazlar açığa çıkarır. Bu gazlar, doğal seviyelerin üstünde bulunduğu zaman dünyanın atmosferinin ısınmasına yol açarak küresel ısınmaya ve dolayısıyla insan da dahil olmak üzere tüm canlıların ekosistemlerini tehdit eden iklim olaylarına neden oluyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ve gelişmesi için yapılan çalışmaları destekleyerek ve bu alana yatırım yaparak fosil yakıtların yerine güneş, rüzgar, dalga gibi temiz enerji kaynaklarının koyulmasını desteklemek hem bireysel hem küresel anlamda atabileceğimiz adımlar arasında yer alıyor.