SIFIR ATIK

Sıfır Atık
israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya minimize edilmesi, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesi olarak tanımlanan bir hedeftir.
Sıfır Atık Hakkında
Atıkların geri dönüşüm ve geri kazanım süreci içinde değerlendirilmeden bertarafı hem maddesel hem de enerji olarak ciddi kaynak kayıpları yaşanmasına neden olmaktadır. Dünya üzerindeki nüfus ve yaşam standartları artarken tüketimde de kaçınılmaz şekilde bir artış yaşanmakta ve bu durum doğal kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırarak dünyanın dengesini bozmakta, sınırlı kaynaklarımız artan ihtiyaçlara yetişememektedir. Bu durum göz önüne alındığında, doğal kaynakların verimli kullanılmasının önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Bu nedenledir ki son yıllarda tüm dünyada sıfır atık uygulama çalışmaları hem bireysel hem kurumsal hem de belediye genelinde yaygınlaşmaktadır.

Sıfır atık yaklaşımının esas alınması ile sağlanacak avantajlar;

❖ Verimliliğin artması,
❖ Temiz ortam kaynaklı olarak performansın artması,
❖ İsrafın önüne geçildiğinden maliyetlerin azaltılması,
❖ Çevresel risklerin azalmasının sağlanması,
❖ Çevre koruma bilincinin kurum bünyesinde gelişmesine katkı sağlandığından çalışanların “duyarlı tüketici” duygusuna sahip olmasının sağlanması,
❖ Ulusal ve uluslararası pazarlarda kurumun “Çevreci” sıfatına sahip olmasının sağlanması, bu sayede saygınlığının arttırılmasıdır.

(dilan Pamuk AA)




EKOLOJİ

Ekoloji
1866 yılında ekoloji terimini ilk kez kullanan Ernst Haeckel.
Ekoloji (Yunanca: Οίκος — ev, Yunanca: Λόγος — bilim) ya da doğa bilimi, canlıların hem kendi aralarında hem de fiziksel çevreleri ile olan ilişkileri inceleyen bilim dalıdır. Ekoloji canlıları birey, popülasyon, komünite, ekosistem ve biyosfer düzeylerinde inceler. Ekoloji çok yakından ilişkili olduğu biyocoğrafya, evrimsel biyoloji, genetik, etoloji ve doğa tarihi dallarıyla örtüşür. Ekoloji, biyoloji biliminin bir dalıdır.
Ekolojinin incelediği konular arasında yaşam süreçleri, etkileşimler, adaptasyon, canlı komüniteler arasında madde ve enerji hareketi, ekosistemlerde süksesyon, türler içinde ve arasında işbirliği, rekabet ve av-avcı ilişkisi, canlıların çevre bağlamında bolluğu, dağılımı ve biyokütlesi, biyoçeşitliliğin örüntüleri ve ekosistem süreçleri üzerindeki etkileri sayılabilir.
Ekolojinin koruma biyolojisi, sulak alan yönetimi, doğal kaynak yönetimi (agroekoloji, tarım, ormancılık, tarımsal ormancılık, balıkçılık), kentsel planlama (kent ekolojisi), halk sağlığı, ekolojik iktisat, temel ve uygulamalı bilimler, insan ekolojisi alanlarında pratik uygulamaları vardır.
Ekoloji 19. yüzyılın sonlarından itibaren ciddi bir bilim hâline geldi. Adaptasyon ve doğal seçilim ile ilgili kavramlar modern ekoloji teorisinin temeltaşlarını oluşturur.
Ekosistemlerde gezegen üzerinde bulunan canlı ve cansızları etkileyen süreçleri düzenleyen biyofiziksel geri besleme mekanizmaları bulunur. Ekosistemler yaşamı destekleyen işlevleri ayakta tutar ve biyokütle üretimi (besin, yakıt, lif ve ilaç), iklimin düzenlenmesi, küresel biyokimyasal döngüler, su filtrasyonu, toprak oluşumu, erozyon kontrolü, selden korunma gibi çok sayıda bilimsel, tarihî, ekonomik değere sahip ekosistem hizmetlerini sağlar.




ENFEKSİYON

Enfeksiyon Nedir?
Enfeksiyon (intaniye), farklı bir organizmanın vücuda girmesiyle meydana gelmektedir. Bakteriyel ve viral enfektoloji olarak karşımıza çıkan türleri bulunmakla beraber, birçok farklı hastalığa neden olabilir. Enfektoloji oluşumuna neden olan organizmalar, vücudumuzun doğal bağışıklık sisteminin çalışmasını engelleyerek enfeksiyon hastalıkları oluşumuna neden olmaktadır.
Her yaşta insanda görülebilen enfeksiyonun varlığını anlamamızı sağlayacak birçok belirtisi vardır. Ancak bakteriyel ve viral enfektoloji olarak ayrılan enfektoloji hızla yayıldığı için fark edildiği anda tanı ve tedavisi adına yardım alınması gereken hastalıklardan biridir. Enfeksiyon Neden Olur?
Enfektolojiye neden olan organizmalar birçok farklı yolla vücudumuza girebilir.
Doğrudan Temas
Kan, Burun salgıları, Tükürük, Meni
Dolaylı Temas
bazen havadan,bazen aynı ortamda bulunduğunuz bir kişinin hapşırması veya öksürmesi gibi tükürüklerinin etrafa yayıldığı durumlar.
Yiyecekler ve Su Yoluyla
Enfeksiyon Türleri Nelerdir?
1-Viral Enfeksiyonlar
Virüsler nedeniyle meydana gelen viral enfeksiyon türleri;
Grip-Nezle-Kızamık-Suçiçeği-Norovirüs-Çocuk felci-HSV-HPV-HIV-Batı Nil Virüsü-Kuduz Edola-Hepatit (A, B, C,D, E)
2-Bakteriyel Enfeksiyonlar
Boğaz ağrısı-İdrar yolu enfeksiyonu-Gıda zehirlenmesi-Bakteriyel selülit-Bakteriyel vajinozis-Bel soğukluğu-Klamidya-Frendi-Tüberküloz-Boğmaca-Lyme hastalığı-Kolera-Menenjit-Tetanos
3-Mantar Enfeksiyonları
Vajinal mantar enfeksiyonları-Saçkıran-Atlet ayağı-Pamukçuk-Mantar menenjiti-Aspergilloz-Histoplazmoz
4-Nozokomiyal Enfeksiyon
Hastaneye yatırılan kişilerde 2 veya 3 gün sonrasında ortaya çıkan enfeksiyon anlamına gelmektedir. Bu hastalık bazen protez ameliyatları sonrası 1 yıl içerisinde görülebilir.
5-Parazit Enfeksiyonları
Sıtma-Giardiasis-Tenya enfeksiyonu-Yuvarlak kurt enfeksiyonu



ANIT AĞAÇ

ANIT AĞAÇ
Anıt ağaçların bilimsel tanımı “Yaş, çap ve boy itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan, yöre folklorunda, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlar, anıt ağaçlardır.” biçiminde yapılmaktadır (ASAN 1992). Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bir ağacı anıt yapan özelliklerin başında fiziksel boyutlar gelmektedir. Özellikle çap ve boy gibi doğrudan göze hitap eden fiziksel özellikler bu konuda en etkin belirleyicidir. Ancak, izleyenlerde takdir ve hayranlık duygusu uyandırmak suretiyle birey ve toplum psikolojisini etkilese de bu iki ölçüt, yani çap ve boy, bir ağacı anıtlaştırmak için yeterli değildir. Çünkü anıt ağaçların kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması da zorunludur. Salt bu zorunluluk nedeniyledir ki kavak, söğüt, kızılağaç gibi ağaçlar ne denli hacimli ve görkemli olursa olsunlar anıt sayılamazlar (ASAN 2007).
Diğer taraftan, çalı ve bodur ağaç formunda olan (kermes meşesi, şimşir, sandal vb.) ve ne kadar yaşarsa yaşasın, çap ve boy gibi görsel ölçütler yönünden doyurucu olmayan, yöre kültürü ve tarihi açısından herhangi bir anlam taşımayan yaşlı ağaçlar da, bilimsel açıdan ne denli önemli olursa olsun anıt ağaç sayılmazlar. Çünkü albenisini artıran renkli çiçekleri yoksa veya ilginç bir yaprak oluşumuna sahip değilse, kendisini izleyen sıradan insanlar için betonlaşan çevrede yeşili ve doğayı anımsatan canlı bir varlık olma dışında hiçbir anlam ifade etmezler.
anıt ağaç, sahip olduğu özelliklerden ötürü her türlü önlem alınarak mutlak surette korunması ve doğal miras olarak gelecek nesillere bırakılması zorunlu olan ağaçtır. Kamu yararı açısından en yüksek değere sahip olan bu ağaçlar, amacı ne olursa olsun her türlü çevre düzenlemesinde “Muhafazası Mutlak Zorunlu” olan nesneler niteliğindedir. Hiçbir gerekçe ile kesilmeleri ya da bir başka yere taşınmaları mümkün değildir. Bu noktada gözetilmesi gereken en önemli ölçüt, “Üstün Kamu Yararı”dır. Bu nedenle, korunması mutlak zorunlu olan “anıt ağaç̧” ile korunmasında fayda görülen “Korunmaya Değer Ağaç” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekmektedir.



ANTİOKSİDAN

Antioksidan
Antioksidan vücut hücrelerinde üretildiği gibi birçok besin içinde de doğal olarak bulunan bir kimyasal bileşendir. Vücuttaki toksik maddelerin atılmasında ,hücrelerin yenilenmesinde ve hasarların onarılmasında kullanılmaktadır. İnsan sağlığına zarar verecek her türlü hastalıktan ve maddeden korunmak için antioksidanlar şarttır. Vücudun koruma kalkanıdır.
Özellikle hastalıklara karşı savaşabilmek için sıkça adından söz edilen antioksidan, hem vücut hücrelerinden üretilen, hem de gıdalardan elde edilebilen kimyasal bir madde. Hücrelerin dış etkenlerden korunması ve sağlıklı yaşamalarına devam edebilmeleri için antioksidan son derece önemlidir.
Özellikle cildimiz, yaşlanma belirtilerinin gözlendiği en belirgin dokudur. Hücrelerin dış etkenlerden korunmasına destek olmak ve sağlıklı yaşamalarına devam edebilmelerini sağlamak için antioksidan içeriği yoğun besin takviyelerini tüketmek yarar sağlamaktadır.
Özellikle koyu renkli meyve ve sebzeler antioksidan yönünden çok zengindir. Halk arasında ´kırmızı-mor meyveler kanserden korur’ inancı buradan gelmektedir.
ORAC ( Oxygen Radikal Absorbance Capasity / Gıdaların Antioksidan Kapasite Değeri) değeri nedir?
Besinler içindeki antioksidan miktarı belli tekniklerle ölçülür ve tanımlanır. En çok da o besinin oksijen radikali emme kapasitesini yani ORAC değerini ölçmektir. USDA’ya göre bir kişinin alması gereken günlük antioksidan miktarı 3000 – 5000 ORAC birimi değerinde olmalıdır.
Bazı meyvelerin ORAC değerleri
Aronya 16062
Kara mürver 14697
Kızılcık 9000
Yaban mersini 4669
Çilek 4302
Gojiberry 3290
Kiraz 3747



KOMPOST

Kompost
Gıda atıklarının kompost olarak değerlendirilmesi bireysel atık miktarının azalmasına yardımcı oluyor.
Kompost nedir?
Kompost; evimizden çıkan doğada çözünebilecek gıda atıklarını geri dönüştürme, ayrıştırma olayı.
Neden evde kompost yapmalıyız?
Şehirde yaşayan bir kişi günde ortalama bir buçuk kilogram çöp çıkarıyor. Bunun yüzde 60’ını da organik atıklar oluşturuyor. Yani çıkardığımız çöpün yarısından fazlası organik atıklardan oluşuyor. Kompost, bu atık miktarını azaltmak ve çöp dağlarının oluşmasına engel olmak için kullanılan bir yöntem.
Evde bokaşi kompostu yapmak için gerekli malzemeler neler?
Kapaklı bir kova
Süzgeç
Azot malzemeler: Yeşiller; gıda atıkları; sebze ve meyve atıkları, taze otlar, yeşil yapraklar ve çay atıkları
Karbon malzemeler: Kahverengiler; karton, kağıt, tuvalet kağıdı ruloları, saman, talaş
Yararlı mikroorganizma sıvısı (Bokaşi sıvısı)
Evde bokaşi kompostu nasıl yapılır?
Karbon malzemeleri kovaya dökülür
Yararlı mikroorganizma sıvısı sıkılır
Azot malzemeleri yani gıda atıkları konulur
Karbon malzemelerden azot malzemelerin üzerini kapatacak şekilde tekrar konulur
Üzerlerine mikroorganizma sıvısı sıkılır
Kovanın kapağı kapatılıp 15 gün bekletilir. Bu süreçte de ara ara sıvı tahliyesi yapılır
Sürecin sonunda kova toprakla buluşturulur
Bir ay sonra verimli bir toprak elde edilir
(Biriz Özbakır AA)



İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

İklim değişikliği
İklim değişikliği, Dünya’da yerel, bölgesel veya küresel ölçekte olması beklenen ortalama iklim koşullarında, uzun vadede meydana gelen değişikler denilebilir.
İklim değişikliği hem insan aktivitelerinin hem de doğal süreçlerin sonuçlarını kapsayan bir terim olmakla beraber, Sanayi Devrimi’nden günümüze çoğunlukla insan aktivitelerinden kaynaklandığı gözlemleniyor.
Nelerden kaynaklanır?
İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin nedenlerinin başında fosil yakıtların kullanımı geliyor. Fosil yakıtlar kullanıldığında sera gazları adını verdiğimiz maddeler açığa çıkıyor. Bu maddeler dünyanın atmosferinin üzerine örtülmüş bir battaniye gibi davranarak güneşten gelen ısının hapsolmasına ve dünyamızın giderek daha fazla ısınmasına sebep oluyor.
Ne tür sonuçlar doğurur?
İklim değişikliği genel mevsim seyirlerini değiştirmek, ortalamanın üzerinde veya altında sıcaklıklara sebep olmanın ötesinde birçok felaketi de beraberinde getiriyor. Kuraklık, çölleşme, yangınlar, seller, yıkıcı fırtınalar, yükselen deniz seviyeleri en yaygın gözlemleyebileceğimiz etkilerden.
Ancak bunların dışında yeryüzündeki ve okyanuslardaki sıcaklıkların artmasına ve buzulların erimesine yol açtığından birçok canlı türünün sağlığını ve hatta var oluşunu tehdit ediyor.
Neler yapabiliriz?
İşe fosil yakıt (kömür, doğalgaz ve petrol) kullanımımızı azaltarak, mümkünse sıfırlayarak başlayabiliriz. Elektrikli arabaları tercih etmek, toplu taşıma kullanımına ve hatta mümkünse bisiklet gibi fosil yakıt kullanmayan ulaşım araçlarını tercih edebiliriz.
Bunlar dışında doğanın bize karşılıksız sağladığı güneş ve rüzgar enerjilerinden mümkün olduğunda faydalanmaya çalışabiliriz. Güneş panelleri veya rüzgar türbinleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını yaygınlaştırabiliriz.
Enerji kullanımımızı azaltmak için tasarruflu ampuller kullanmak, klima ve ısıtıcı kullanmaktan kaçınmak, ağaçlandırma çalışmalarına destek olmak, ve sebze ağırlıklı beslenmek atabileceğimiz en basit adımlardan bazıları.



SERA ETKİSİ

Sera Etkisi
Dünya atmosferinde sera gazlarının yoğunluğunun artarak daha fazla ısıyı hapsetmesine ve yerkürenin ısınmasına sebep olması durumu sera etkisi olarak tanımlanıyor.
Yeryüzünün Güneş’ten gelen tüm ışınları tekrar uzaya yansıttığı ve atmosferinde hiç ısı tutamadığı bir senaryoda, dünya bir buz çölüne dönüşür ve birçok türün yaşamasına olanak tanımazdı. Bu nedenle insan müdahalesinden bağımsız bir sera etkisi, dünyada yaşamın devamı için gerekli.
Fakat 1850’lerden itibaren endüstri devrimi ile dünyada daha önce görülmemiş miktarlarda sera gazı salınımı başladı ve günümüzde de çarpıcı ölçeklerde salınımlar devam ediyor.
Artan salınımlarla atmosferdeki sera gazlarının yoğunluğu artış gösteriyor ve bu gazlar daha fazla ısıyı atmosferde tutarak dünyanın daha fazla ısınmasına yol açıyor.
Sera etkisinin sonuçları nelerdir?
Artan sera etkisi birçok açıdan yeryüzündeki doğal dengenin bozulmasına ve insan da dahil olmak üzere birçok canlının yaşam alanlarının tahribatına neden oluyor.
Buzulların erimesi, okyanuslardaki su seviyelerinin artması, okyanus kıyısındaki toprakların sular altında kalması, mevsimlerde yaşanan değişiklikler (daha sıcak yazlar, daha ılık kışlar, yazların daha uzun, kışların daha kısa sürmesi vb.), şiddetli hava olayları, hayvan, bitki ve insan göçleri, artan sera etkisinin sonuçlarından bazıları.



KÜRESEL ISINMA

KÜRESEL ISINMA
Küresel ısınma genel olarak atmosferin dünya yüzeyine yakın kısımlarında ortalama dünya sıcaklığının doğal olarak ya da insan etkisiyle artması olarak tanımlanıyor.
Dünyanın yüzeyindeki sıcaklığı ise dünyanın aldığı ve yansıttığı güneş ışığı miktarı, sıcaklığın atmosfer tarafından tutulması ve yağışın su buharına dönüşmesi ile yoğunlaşması belirler.
İnsani fosil yakıt tüketimi, endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerin sonucunda, atmosferdeki sera gazında artış meydana gelir. Sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma ise iklim değişikliğini doğuruyor.
Küresel ısınmayla meydana gelen iklim değişikliği sadece hava sıcaklıklarının artışı anlamına gelmiyor. Kuraklık, çölleşme, yağışlardaki dengesizlik ve sapmalar, su baskınları, tayfun, fırtına, hortum, kar yağışları gibi meteorolojik olaylarda artış görülüyor. Örneğin Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi sel ve su baskınlarıyla, Akdeniz Bölgesi kuraklık ve orman yangınlarıyla mücadele ediyor. (AA-Dilan Pa
muk)